Uzun bir aradan sonra tekrar yazmak… Yalnız bir dakika önce kendime şöyle bana ilham veren birkaç şarkıyı ardı ardına sıralıyım daha sonra başlayacağım yazıma… Evet şuan hazırlım sanırım gayet güzel bir liste yaptım kendime ..
Anlatmak istediğim konu ya da senle paylaşmak istediğim olay ilgi üstüne. Bu konunun hem kafamı kurcalıyor olması hem de son zamanlarda bu “ilgi” olayının çok fazla karşıma çıkması aklıma bir çok şey getirdi. Bu yüzden böyle çok geniş kapsamlı bir konuyu kendimce yorumlamak istedim yazacaklarımın hepsi “Bence” kelimesinin altına sığınarak yazdığımı belirtmek istiyorum. İlgi konusunda hepimizin sorunu olmuştur mutlaka aile ilgisi,kız arkadaş ilgisi, erkek arkadaş ilgisi, arkadaş çevresi ilgisi v.s genel konuşuyorum aslında ama kafamdaki konu genel bir ilgi yada ilgisizlik değil. Şöyle bir örnek vermek istiyorum çok sevdiğim bir dostum var benim onu en az kendim kadar severim hatta kendimi nasıl seviyorsam onu da o kadar sever ve tanırım. O’nun hayallerinde yarattığı bir karakter vardı. Bu karakter öncelikle doğal olacak her şeyi ile ama oturuşu, kalkışı, konuşması bir çok şeyi ile daha sonra içten olacak samimi olacak saçları böyle upuzun savurduğunda cennetin o bilinmeyen kokusunu saçan, dokunduğunda ona içinin ürperdiği, göz bebeklerinle göz bebekleri ortada kavuştuğunda kalp ritminin aniden normallerin üstüne çıktığı, sana dokunduğunda tüm hücrelerinin kıskandığı yüzünün güzelliğine bakmaya doyamayacağın, sana karşı söyleyeceği en ufak bir güzel sözde kendini dünyanın hakimi gibi hissedebileceğin yani tam anlamıyla kalbini bütünüyle doldurmasına tereddütsüz izin verebileceği bir karakterdi bu. Hayatının herhangi bir lüzumsuz evresinde böyle bir kızla tanışacağını tahmin etmeden hatta hayal bile etmeden öyle bir kız çıktı karşısına o arkadaşımın. Kendini birden çok çaresiz hissetti çünkü hayalinde ki “o” kızın gerçekten var olmuş olabileceğini düşünmüyorken resmen o hayallerinde süslediği ve tüm kafasındaki özellikleri o kıza yüklediği karakter çıktı karşısına. Fakat bu sefer çaresiz olduğunu hissetti, çaresizliği ya o kız bana bakmazsa benimle birlikte olmaz ise oldu. Kız ile yaptığı her muhabbette daha da çok etkilenmeye başladı. Kız anlatıyor o etkileniyordu. Kendisine sonra şunu sordu “ bu kızın bana aşık olması ve benim olabilmesi için ne yapmalıyım” buradaki benim olması lafına takılmayın o gayet masumane düşünüyordu bu lafı. Çünkü tek isteği onu sevmesiydi o kızın. Siz hiç hayal kurmadınız mı ? Şöyle birisi olsun hayatımda diye. Kurdunuz demi işte o arkadaşımın hayallerinde ki kız karşısına çıktı. Size bir şey diyeyim mi ? Ben o kız ilk çıktığında o arkadaşımın karşısına dedim ki ona “ o değildir aradığın acele etme bu kadar çabuk sevme, bak daha önce sevdin de ne oldu kimse kalmadı etrafında “ fakat beni dinlemedi ve ben bunları söylerken ona o çokta yol almıştı kendince, engel olamadım yapma etme diyemedim. Kafasındaki “ ne olur çok sevsin beni “ başlığı altındaki madde madde hareketleri ve ona karşı yaklaşımı onu iyice aşık etmeye yetti ve sonunda kendini iyice kaptırdı o kıza. Aralarında şöyle bir şey olmuş daha sonra bana anlatırken şaşırarak dinledim. Kızla henüz görüşmeden kızla aralarında bir yakınlaşma olmuş bizimkisi ısrar etmiş görüşelim diye hatta onun bir fotoğrafını ödevinde bile kullanmak istemiş bunu tüm içtenliğiyle kıza söylemiş fakat kız onu “ o senin ödevin saçmalama” diyince bizim bu çocuk bu duruma çok içerlenmiş içerlendiğini belli edince de kız direk “ seninle mi uğraşıcam bee “ diyerek çocuğa resti çekmiş. O kızın bu çektiği ağır resti bizim çocuk kaldıramamış ve şaşırmış o gece çok üzülerek uyumuş ertesi gün bir mesajla gözünü açmış. Mesajda kızın onu sinemaya çağırdığı yazıyormuş. E bizim çocukta dünden razı onu görmeye atlamış gitmiş ama kafasında olumsuzluklarla gitmiş. yok olmaz demiş kendi kendine telkinler vermiş. fakat bunların hepsi kızı görene kadar olmuş maalesef ona sarılmış ve sarıldığında saçının kokusu ve onun vücudunun varlığı onu tekrar etkilemiş. Tüm şaşkınlığı ve ona içten içe hayranlığı ile beraber filme girip izlemişler. İki aynı aile kafasına sahip insanın gidebileceği en manalı filme gitmişler. Bizimkinin heyecandan eli ayağına dolanıyor ne yapacağını bilemiyormuş. Hem heyecanlı hem de git gide ona kaptırıyor kendini. O sırada da kaptırmamak için tüm iradesini kullanıyormuş. Film bitmiş oturmuş muhabbet etmişler uzun uzun. Kızın ona bir bakışı onun bin dağılmasına sebep olduğu sırada çocuk artık iradesine yenik düşüp tüm olumsuzluklara rağmen onunla birlikte olması için varını yoğunu verir duruma gelmiş. Kalkmışlar ve evlerine gitmişler. o akşam telefonda konuşurken kızın ona aşırı derece yakın konuşması çocuğu hem endişelendirmiş hem de bir o kadar heyecanlandırmış. Ertesi gün artık birer sevgili olmuşlar. Çocuk yaşadıklarına resmen inanamıyor ve ölesiye şaşkınlıkla bakıyormuş. Hayalindeki kızla artık sevgiliymiş resmen. Kendinden o kadar emin ve sevgisine o kadar güvenmiş ki çocuk. O anlar kafasında hiçbir sorun yokmuş ve üstüne daha da mutlu daha da mutlu ve olmadığı kadar mutlu olmuş. Bir hafta boyunca hayalini kurduğu o kızla hayalinde ki gibi bir ilişki yaşamaya başlamış. Şehrin en kalabalık caddesinde elinden tutup, ona sarılıp, onun sıcaklığını hissedip gezmişler hiç gitmediği yerlere onunla birlikte ondan cesaret alıp girmişler oturmuşlar yemiş ve içmişler. Kız o kadar içten o kadar sıcak ki çocuk her hareketinde mest olmuş. Dualar ederken Allah’ına “ bozma mutluluğumu “ diye. Bir akşam hatta en güzel akşamlarından birinde çocukla kız evlerine gittikten sonra kızın” olmuyor yapamıyorum çok kararsızım sorun sende değil bende “ demesi çocuğun tüm bünyesini alt üst etmiş. Bu dayanılmaz bir kahır ve vurgun olmuş o çocuğa aynı zamanda da çaresizlik. Yardım dilenmiş arkadaşlarından hatta o zaman bana da gelmişti ne yapmam gerekiyor Berkay demişti. Yardımcı olamadım ben ona. Kaç defa eli telefona gitmiş fakat ne söyleyebilir ki yapacak bir şey yok. Arkadaşları onu dışarı çıkartmış kafası dağılsın diye fakat ben bilirim onu o kafaya taktımı bir defa ne yaparsa yapsın etrafındakiler ona “O”’dan başkası çare olamaz. Aramış konuşmuşlar o gece . Kızın ona “ Sen çok iyi bir insansın, her şeyin en iyisini hak ediyorsun üzülme tamam mı ? “ diye sorması çocuğu daha da bir çaresizliğe sürüklemiş.Hani yazımın başlığı ilgi ya, çocuk çok merak etmiş az mı ilgi gösterdim acaba bir yerde hata mı yaptım acaba diye, ama aklına en ufak bir şey gelmemesi onu bir o kadar daha parçalamış hele ki kızın ona telefonda üzülmesi ağlaması bunun tarifi yok sanırım. Ne hissettin o an diye sorduğumda cevap veremedi bana. Hayatınızda kaç kişiyi gerçek anlamda sevdiniz ? yada gerçekten böyle hissettiniz? yani onun için en en ama en iyisini vermeye hak gösterdiniz kendinizce. İşte bu çocuktaki de o sizin hissettiğinizin aynısı belki de ona göre daha fazlası. Ardından kız bir teklif sunmuş bizim çocuğa “ bırakalım zamana seni kaybetmek istemiyorum bize zaman yön versin” çocuk sırf o hayallerinde ki kızı kaybetmemek uğruna bu teklife olumlu bakmış ve kızın istediği gibi zamana bırakmış gene gitmiş yanına sarılmış ona tutmuş ellerinden anlam veremese de bu hareketlerine yinede onun yanında olması onu mutlu ettiği için ses çıkarmamış. Ve gel zaman git zaman abuk subuk bir takım konular çıkartmış kız karşısına sen ona şunu dedin o sana şöyle yaptı sen böyle dedin nasıl dersin nasıl yaparsın diye bir yığın ceviz kabuğunu dahi doldurmayacak konu ile çocuk başlamış kafa yormaya uğraşmaya. Ne söylese ne dese nafile kız bildiğini okumuş hep. Çocuk ne kadar öyle olmadığı söyleyip tüm ilgisinin aslında onda olduğunu söylese ve göstermeye çalışsa da kız bir kere takılmış o konuya o konu ile çocuğun tüm neşesini tüm ona karşı umutlarını mutluluğunu tüketmiş. Ne zamana bırakma kalmış ne de hayal. Çocuk her seferinde umut ederek ve hayal kurarak zaman geçirse de nafile ne yapsa olmaz bir hâl almış durum.Beklemiş beklemiş ve gene beklemiş sonuç yok. Kız onu her kafasına estiğinde rahatlıkla siliyor fakat çocuk onu bir türlü kafasından silemiyormuş.
Uzun bir paragrafın ardından bir yeni paragrafa geçiyim istedim. Çok fazla – miş li , - muş lu zaman kullandım farkındayım da bu anlattıklarım biraz geçmişle alakalıydı. Bu sıralar çocuk çok çaresiz,tükenmiş,yorulmuş ve artık umudu kalmamış ve bir o kadarda hala hayran o kıza. Ondan başkası aklına gelmiyor ve hatta baktığı her şeyde aklına o geliyormuş. Ama kızın öncelikleri farklı geleceğinde planladıkları çocuğa birer engel. Oysa ki, ölesiye sarılıp uyumak o hayaline, onunla birlikte bir güne uyanmak , onunla birlikte kocaman bir günü geçirmek onun ulaşmak istediği ama ulaşamayacağını bildiği bir hayalden başka bir şey değil. Şuan o emin o kız onunla birlikte hiçbir zaman olmayacak ona aşkım sevgilim diye sarılamayacak, eve dönerken yarın beni terk eder mi diye düşünmeyecek. O kız artık ondan gitti ve çocuk bunun bilincinde. Tüm yaşanmış yada yaşanmamışlara rağmen çocuk ona son bir sürpriz yapma hayalinde.Son bir veda sürprizi bu aslında. ona gösteremediği sevgisini küçük hediyelere sararak ve “aslında ben seni çok seviyorum” ‘u vurgulayıp hem hediye olarak hem hayallerinde ki kızı çok sevdiğini hem de artık ondan ümidini kestiğini belirtmek maksadıyla, kızı değil kendi akılındakini terk edip, çekip öylece sessizce uzaklaşacak bir hediye. Sonrası zaten unutulmaya yüz tutacak bir yüz,anılar,cümleler ve hatıralar olacak. Aslında ilgi sizsiniz, Her birimiz birer ilgi bağımlısıyız. İlgi görmek için her şeyi yaparız kaybetmemek için. “ O “ çocuk bu sefer sırf aklında “ iyi bir insan” sıfatını taşımak için bu hediyeyi sunacak. ve sonra hayatının geri kalanına o hayalindeki kızı unutmaya çalışarak devam edecek. O yokken ne yapıyorsa onları yapmaya devam edecek. Elini tutuğunuz insanların kıymetini bilmenizde çok fayda var. Ben sana burada bir arkadaşımın başından geçen kötü ama bir o kadarda rüya gibi olan bir olayı anlatmaya çalıştım eksik kısmı çok fazla ama bilmeniz gereken bu kadarı. O çocuk çok fazla üzüldü sizler üzülmemek için elinizden geleni yapın. çünkü ilgisiz olanda ilgi olanda sensin.
F.Berkay.A
Ne zaman evden dışarı çıksam bir yere gitmek için illa tekerleri olan birşeye binmek zorunda olduğumu farkettim. Daha önceden böyle bir şey dikkatimi çekmemişti çünkü, o zamanlar çorluda oturuyoduk ve çorluyu bilenleriniz anlar ne demek istediğimi orda bırakın taksi kullanmayı araba kullanmayı insanlar minibüslere bile sırf bir yerden bir yere giderken yorulmamak için, üşendiklerinden veya elbisem müsait değil falan gibi lüzumsuz sebeplerden dolayı taleb ediyolar veya hızlı ulaşım sebebiyle. Çorluda yaşadığım zaman zarfında münübüsü çok kullandım aslında bende diğer insanlar gibi ama nedense kim yürüycek yaa gel şurdan atlar gideriz şeklinde cümleler kurulduğu için bindik her seferin fakat binmesekte çok az bir mesafe yürüyerek eve gidebiliyorduk ki gidiyordukta..
İstanbul'a geldiğim zamandan beri daha hiç şurdan şuraya yürüdüm diyemedim. Aslında yürümeyi seven biriyim yürürken sıkılıyorum daralıyorum bazen sırtım falan ağrıyo çok yürüyünce fakat severim yani. Bir keresinde hiç unutmuyorum Can istanbula geldiğinde o zaman istanbulda ilk senemiz buraya çok güzel bir kar yağmıştı, Bostancı köprüsünün orda e-5 te kalmıştık resmen münübüsler tıklım tıklım çok hayret ediyorum o münübüse münübüsün içinin son zerresine kadar nasıl doldurabiliyolar vallahi büyük yetenek insanlardaki. Herneyse işte, baktık olucak gibi değil ben mi sordum Can mı sordu hatırlamıyorumda birimizden biri " yürüyelim mi adaş ? " şeklinde bir soru yönelttik ortaya ardından gelen " yürü lan durduğumuz kabahat " diyerek başladık biz e-5in kenarından o kar fırtınada yürümeye çok uzak bir mesafe değil bahsettiğim yer küçükyalı-bostancı arası işte ama kar var fırtına var soğuk falan var birde öyle düşününce baya zorladık ama güle oynaya gelmiştik eve kadar hiçte koymadı yani o yol. Sanırım tek uzun mesafem budur. Fakat bazen geceleri eve dönerken 3 4 5 civarı sabaha karşı münübüs yolundan eve kadar yürümek inanılmaz yoruyo bünyemi birde o saatte dönüyorsam mutlaka alkol vardır bünyemde öyle oldumu bitsin şu yol artık yaa diye acı çektiğim zamanların sayısı çok fazla hatta daha dün böyle bir olay gene başıma geldi.Neyse burda bahsetmek istediğim şey bu değil aslında,anlatmak istediğim şey "Toplu taşıma" araçlarının benim gözümdeki yeri ve öneminden bahsetmek istiyorum.
İlk olarak Araba : Arabalar her zaman ilk tercih sırasını alıyorlar bu yüzden aslında istanbulda trafik var. Fakat kimse kimseye sen niye araba alıyosun kardeşim zaten heryer vızır vızır araba kaynıyor diyemiyor. Ben bu araba kullanma ve arabayla bir yere gitme olayını biraz (yaşıtlarıma göre) geç yaşta kavradım ve istanbul gibi bir yerde öğrendim bu yüzden tabiri caizse trafiğe çıktığım an direk kendimi serseri bir minibüsçü veya çakal bir taksici gibi hissederek oturuyorum o direksiyon başında beni bu hale getirende malesef istanbul şartları ama şuna inanıyorum direksiyon başında show yapmıyorum yanlamak,gazlamak,makas atmalar falan bu tarz şeylerim yok adeta babam gibi kullanıyorum. En azından ben böyle düşünüyorum yani ki kullanışımı görenlerde gayet iyi kullandığımı söylüyolar onlarda benim şahitlerim olsun. Arabalar daha samimi ve daha içtendir ama en çok kendine ait arabası olan şahıslar trafikte sorun yaşarlar.
Taksiler : Bence taksiler can kurtaranlar gibidir. Uzak mesafe gitmiyceksen birazda keyfi davranıyorsan ya da başka bir seçeneğin yoksa taksiden başka taksiler her zaman iyidir. Daha güvenilir ve direk adrese teslimdir sadece cebinde yeteri kadar paran olsun.Taksiye bindiğin zaman bilirsin yürümiyceğini hiç tanımadığın bir adamla sanki senelik arkadaşınmış gibi gezer durursun. Kalabalık olarak bindiğim zaman taksiye bir muhabbet dönüyorsa arkadaşlarımla aramda hep şunu düşnürüm " acaba bu adam şimdi bizim hakkımızda ne düşünüyodur" ya da " yaptığımız muhabbeti nasıl algılıyodur şuan belkide birşey söylemek istiyor ama banane bee diye söylemek istemiyo mu acaba falan diye düşünürüm yani şöyle söliyim taksicinin beynindekini ben ondan daha çok düşünürken buluyorum kendimi. Taksiler çok samimidir fakat belli başlı kemikleşmiş standartları var. Mesela şöförün yanına oturan parayı verir,arabada sigara içilmez, istediğin kanal dinlenmez, şurdan burdan diye tarif etmek zorunda kalırsın, çok gezdirmesin lan fazla yırtılmıyalım herife diye sürekli tetikte olursun, yanlış bir yerden girdiğinde ses çıkartamaz inemezsin araçtan falan gibi belli başlı şeyleri var bence. Eminim ki, hepiniz taksiyle ilgili milyonlarca anısı ve komik olayı vardır. Benimde çok oldu öylede amacım sadece araçları anlatmak o konuyu bir ara oturur muhabbetini yaparız güleriz :).
Sarı Dolmuşlar : Bu sarı dolmuşlar toplu taşıma araçlarının arasında en asisidir en nazlısı en böyle Ben diyenidir burnu havada gezer bunlar biraz dışarda gördüğünüzde dikkat edin bak böyle "çok asilim ben benim müşterim çok özel hahaaayt" diye giderler bir yerden bir yere. Taksinin abisidir bu sarı dolmuşlar, dışardan öyle gözükürler yani. Sarı dolmuşlar direk net bir para ile çalıştığı için direk paranı verirsin ve seninle birlikte o parayı veren insanlarla o dolmuşun içindeki insanlar artık böyle ailenin bir ferdiymişcesine samimi gelirler sana. Kafan ayıkken seni alır götürür eğlenir içersin sonra kafan güzel binersin seni belli bir yere kadar durmadan götürüp bırakır. İlk başta herkes gelsin öyle gidelim felsefesi güden bu dolmuş çok dosthane bir tavır sergiler etrafına karşı onuda bekliyelim bakın bir kişilik daha yer var burda şeklinde davranarak insanların kalbini kazanır. Kesinlikle taksi gibi bencil değildir yani. O koltuklarda oturması gerekenler gelene kadar bekler ve beklerler. Grup olarak hiç binbiniz mi bu sarı dolmuşlara bilemiyorum ama bir gece arkadaşlarımla birlikte resmen bir tane sarı dolmuşu biz doldurmuştuk işte o zamanlar dahada bir çok seviyor insan dolmuşu ve şöförü. O zaman gene böyle çakır keyif olduğum bir zamandı ve ön tarafta ben oturuyodum şöför osman abi sanki yıllardır benim abim ve beraber bi taksim yapmışızda eve dönüyomuşuzcasına bir ortam vardı o dolmuşun içinde ve hiç unutmuyorum o mutluluğa ve sevinçe ben o akşam biraz şımarıkta eklemiştim ve resmen ön koltukta " Osman abim bu dansım senin için" diyip arka tarafa dönüp kolbastı oynamıştım. Hepimiz gülmekten geberiyoruz osman abi güldükçe ben daha çok oynuyorum falan inerken artık resmen yalvardım abi gel bi çorba içelim bi yerde diye " dönmem lazım berkayım" dedi." Abi büyüksün" dedim ve hatta osman abim sağolsun araçtaki bayan arkadaşlarıda evinin önüne kadar bırakmıştı. işte böyledir sarı dolmuşlar abidir onlar yaa bencil değildir asla :)
Minibüsler : Kendi adıyla bir araç bu kadar tezatlık oluşturur ya. Ben hiç bir minibüs'ün hatten mini olduğunu düşünmüyorum açıkcası. Çünkü, Kapı açıldığı anda önünüzde dışarı insan fışkırıyor resmen. Asla boş yer olmaz bırakın oturucak yer bulmayı nefes alabiliceğiniz kendinize ait dudağınızın önünde bile boş bir alan bulmak çok zor oluyor bazen. Minibüsler ucuz bir ulaşım bedeli olduğu için halkın gözdesidir vazgeçilmezidir. Fakat minibüsçülerin bunun farkında olması ve resmen trafikte bir serseri gibi kullanması artık yardırganmaz hale gelmiş durumda. Minibüsçü, sollar,sağlar,ortalar,yanlar,fırlar,gazlar,ışıklarda fazla takılmazlar,müşterisine aşırı derecede aşık olduğu için onlar için heryerde durur fakat ayrılık zor olduğu için istediği yerde bırakmazlar, tornavidası olmayan kişileri minibüs şöförü mülâkatında bırakıyorlar zaten, araçlarına aşıklardır bu şöförler gerek müzik tesisatı gerekse binumum spor araba stickerlarıyla donatırlar, Direksiyonlarına yapıştırdıkları o mermerimsi mi diyim böyle parlak gri beyaz değişik bir anlamı olmayan kağıtlara hastadırlar,o kağıtlardan direksiyonunda olmayan minibüs şöförü ne halktan ne de diğer meslekşatlarından saygı görmezler zayıf kalırlar.Gençtirler ve asidirler kadın erkek yaşlı genç hamile engelli demeden her müşterisini kendi öz kız arkadaşı gibi görür ve hepsine "bak işte ben böyle asii araba kullanırım" mesajını vermekten katiyen çekinmezler. " arkadan vermeyen varmı ?", "evet ücretini uzatamayanlar bi zahmet" "Arkalara doğru ilerliyelim", " ablacım bak orda boş ver var" "otur şöyle abi polis var ilerde" eğil abi biraz görmesin polis" diye verdiği komutlarla o "dıptısss" diye kapanan kapıların içersinde hükmünü sürer. Kesinlikle trafikte yaptıkları bir aksilikte onlar hatalı değillerdir ve bunun böyle olmadığını anlatmak içinde problem yaşadığı kişi iki üç laf ile daha sonra küfür ile baktı anlamıyo direk şahsı döverek gayet güzel kendilerini ifade edebilirler. Sıcak kanlıdırlar onlar " tamam abla çıkmıyosa sorun değil" der yada " varsa bi şu kadar daha alıyım" diyerek paranın aramızda lafı yok maksadımız gezmek tozmak a dostlar" imajından ödün vermez. Sol üst taraflarında yakın mercekli bir yuvarlak ayna bulunur bunun maksadı hem boş yer varmı yokmudur hemde şu binen kız varya hani heh işte onu kesmektir. O kız tesadüfen ona baksın ve o onun bu bakışını yakalasın anında gazlar ve 5 saniyesini düşünmezler çok kral adamlardır bu aracı kullanlar. Kız arkadaşı gibi gördüğü her binen müşterisiyle "hız yapıyosun" şeklinde ve ya " yer kalmadı daha nereye alıyosun" tavrı gösteren kız arkadaşına (müşterisine) geri adım atmaz ekmek parası felsefesini yaratarak beyinlerde, gerçek bir anadolu çocuğu modeli sergilemekten kendini geri çekmez. Kavga eder, kızar bağırır küfreder ama ablacım abicim teyzecim şeklini asla bozmaz saygılıdır o kız arkadaşına karşı. İstediği yerdede indirir dönüp arkasına basmaz fakat kızgınlığını veya tribini vites atarken yada attıktan sonra vitesi o elini serbest bırakışı onun klasik bir tavrıdır. Bazı camlarının bilerek kilidi yoktur yada açılmaz falan sebebi tamamen müşterisini düşündüğü için camı acıpta sarkmasın dışarı kolunu bacağını çıkarmasın diye. Nefessizlikten geber fenalık geçir orda ama camdan sarkma ihtimalin daha tehlikelidir risk alınamaz. Sırf senin için birbirleriyle kapışırlar yolda asi ve sert tavırlarını diğer düşmanlarına gösterirler ama canları sıkıldımıda karşıdan geleni durdurur yolun ortasında doya doya muhabbet ederler arkadan korna çalan insanlar onları çok sinirlendirir ve tavırlarını gene vites değiştirerek gösterirler. Yanlarında oturan ( para akışını sağlıyan kişi) genelde onların kankalarıdır son model cep telefonu kullanır ve her daim konuşucak bir muhabbet onlarda mevcuttur. Güvenilirdir parayı sayar üstünü verir ve söz sahibidir. Eğer ki, şöförün hemen arkasında bir kız oturuyosa muhabbeti o kıza bakarak şöföre anlatırlar o kız onların olabilitesi en yüksek kız arkadaş potansiyelini taşılar. Genç iseler saçları yapılıdır o saçı yapmak emek ister sanat ister ve yürek ister. Kısacası minibüsler aslında mini değillerdir içlerinde kocaman bir dünya barındırırlar siz yeter ki yaşamasını bilin. :)
Halk Otobüsleri : Bu toplu ulaşım aracının seninle hiç mi hiç bir alakası yoktur. " ben gidiyorum kardeşim geliceksen gel" tavrı vardır genelde. Seni beklemez ve seninle hiç bir konuda muhattap olmaz, çeker gider arkasından koşsanda bağırsanda artık o gitmiştir. Bir başka sevdaya yelken açmaktan başka şansın yoktur. Basarsın akbilini,pasonu gider oturursun yerine oturamıyosanda arkalara doğru ilerlersin hatta ilerlemek zorundasındır. Bu belediye otobüslerinin bazıları iki katlı bazıları extra uzun bazıları eski, bazıları yeni, bazıları özel olduğu için hep böyle prezervarif isimleri gibi olduğundan dolayı bindiğinde güvende hissedersin kendini. Bazılarının istikâmeti senin evinin önünden geçer ya işte en çok sevdiğin odur hepsinin içinde. Hepsinin kendine ait bir ismi vardır yada msn nicki tarzında 21U 14KS falan gibi bunlar daha çok memleketçi takılanlardır yani mesela tekirdağın plakası 59 ya onun gibi - bu otobüs nereye gidiyo ? - hangisi 21U mu ? - evet abi. - Uğurmumcuya gider bu. yani bu şu demek oluyo "ben uğurmumcudan başka bi yere gitmem arkadaş varsa yoksa orasıdır benim için ben uğurmumculuyum yaa benim toprağım orası arkadaşım sen ne diyosun " gibidir mesela anlatabildim mi ? :) yalnız bunuda böyle sormam çok gerizekalıca oldu hayır anlatamadın desen içinden vericek cevabım yok yani neyse konu dağıldı :) ne diyodum hah memleketçilik olayı, benim resmen aşık olduğum otobüsün nicki 17L dir. 17yim daha asi takılıyorum bu alemde istediğim saat kalkarım ben gibidir. Aynı zamandada askeri lojmana girdiği için böyle bir asker çocuğuymuşcasına etrafına naralarda bulunur.Sessiz sakin takılır ama yol boş olmaya görsün direk o içindeki 1 fast 10 firius tavrı doğar.Bastıkça basar gaza hele ki lojmana girmeye görsün. Lojmanda artık evinde gibi hissettiği için azami hız sınırı 30 olan lojman hudutlarında durakta birisini indirmek maksadıyla bile 30'a asla düşmez. Hiç bir çocuğa evde oynama git dışarda oyna orası daha güvenli diyebilir misiniz ? bunuda öyle düşünün işte. Hastasıyım 17L'nin kim ne derse desin kadıköyden beni alır sağolsun evime kadar bırakır hani utanmasa çekinmese üstümü bile örter yani eve girince. Tek derdi vardır 17L nin oda onun ikizi olan 17 numarayla karıştırılmak bazı yaşlı amcalarım teyzelerim veya yorgunluktan dikkat dağınıklığı yaşayan şahıslar tarafından L si gözükmez ve pendiğe giden otobüs zannedilip binilmesinin ardından küçükyalı sapağında birden ( en arkada oturuyosanız eğer) birden bi hareketlilik başlar otobüsün içinde, yanlış binenleri şurdan anlarsınız, ışıklarda küçükyalıya dönmek için bekliyen otobüsün içinde önce o yanlış binenlerin kafaları seri bi şekilde önce arkaya sonra öne sonra hızlıca sağa ve sola dönmeye başlar. Sanki otobüse binmeden önce bayıtılmış "Nerdeyim lan ben " diye bakarlar etrafına halbu ki 3 saniye önce yolu arabaları izliyodur falan. Sonra ilk olarak ona bakan ve mümkünse en yakın bir yandaş arar kendine " bu alemin tek fifisi benmiyim lan bir ben mi yanlış bindim buna yoksa? " diyerek. Eğer varsa öyle biri sırf ona sorup "bende sendenim merak etme" mesajı vermek için " ya bu pendiğe gitmez mi? diye bir atılımda ve kendini gösterme hareketinde bulunur. " Bilmem ki 17 değil mi yaa bu " diyerek etrafa sesini duyurur ve etrafını kesmeye devam eder. Benim canım türk halkım kalbi tertemiz olan asil türk kardeşlerim hemen duruma el koyar ve " siz yalnış binmişsiniz..." derken bu ümitsiz cümleyi asla böyle bir çaresizlik gibi bırakmaz ve problem halden kurtarıp çaresinide devamına ekler "siz bu durakta inin arkadan gelen zarttiri zurta binin onlar gider pendiğe" diyerek adeta gönüllere su serper. Bunu duyan ve genede dikkatsizliğini ve halk içindeki baskıdan dolayı kendini "salağım lan ben " pozisyonunda hisseden o tonton amcam ve garip elleri hamur hamur olan teyzem birden yerinden kalkıp sonra sanki onu bayıltan şöförmüş gibi "bu bana tecavüzde etmiştir" mantığıyla yavaş yavaş ama kendinden emin bir şekilde yanına kadar giderler çok yaklaşmaz ve uzun cümle kurmazlar. " Pendikten geçmiyomusunuz? " bu ürkek sorunun tek cevabı "bu 17L yanlış binmissiniz" dir. 5 dakika önce umut veren bir vatandaşın ardından şöförün onun dikkatsizliğini yüzüne vurması onun morelini bozar ve o bozuk moralle canı sıkkın bir şekilde iner otobüsten ilk durakta. Eğer, duraklarda hızlıca inen ve indiği gibi gelen arabalara bakan birilerini görürseniz lütfen o c'anım şahsı üzgün yorgun çaresiz ama umudu olan birisi olarak bilin. dip not eklemek istiyorum bu paragrafıma yukarıda tonton amca ve elleri hamur hamur teyze derken hepsi için demiyorum bazıları gerçekten adamın ciğerini alır içine badem koyar. bu dediklerim istisna karakterler :) işte böyledir belediye otobüsleride ağır abi gibi ama daha çok halktan birisi :)
Özel Halk Otobüsleri : Bu otobüs şekli sanırım adından dolayı kendini farklı bir kefeye koyar. Ben diğerlerine benzemem sizler benim için çok ayrı insanlarsınız hepinizi tek tek çok seviyorum ben, benimde halktan taraf bi yanım var diye usulca sokulurlar insanlara. Bu tarz otobüste, şöförden çok muavin sıfatı taşıyan karakterler çok önemlidir. Otobüsü kullanda,parayı organize edende, içerdeki dağılımı sağlayan ve halkı birbirine yakın tutmaya çalışanda odur herzaman. Büyük görevleri vardır ve tüm tantanayı ya onlar çıkartır yada onlar çeker şöförleri her zaman objektiftir ve ne muavinle ne senle muhattap olmaz iki tarafıda dinler öylece. Sana bilet verir muavin ve sen kenidini özel zannedersin. Gerçi istanbuldaki otobüs muavinleri çakal oldukları için bilet vermiyolar aslında bunun suç olduğunu biliyosunuz demi ? yani o bileti almak zorundasın polis çevirse gösterin biletleri dese parayı verdiğine dair bir belgen yok elinde muavinde vermedi dese bi hak idda edemezsin yani herneyse konumuz şuç ve ceza değil şimdi o benim konum değil zaten zerre anlamam hukuktan da hukukçudan da :) bu kocaman otobüslerin (eğer ki boyunuz 1,94 civarınaysa) şöyle bir avantajı ve dezavantajı oluyor. Avantaj olarak, istediğiniz her yerden tutunabilir veya destek alabilirsiniz ani frenlere karşı dezavantajı ise normal kilonuz 90 civarındaysa ani bir frende resmen 200 kiloyu tutmak zorunda kalırsınız. Frende anlarsınız kimler akrabanız kimler karınız veya gay misiniz veya çocuğunuzun annesi hangi kadın adam falan gibisinden veya sizde birinin çocuğunu taşımak zorunda kalıyosunuz gibi durumlarda söz konusu malesef o yüzden otobüslere binerken durduğunuz alanı iyi belirlemeniz lazım mümkünse sırtınızı** camlı kısımlara verin :)) 200 kilo taşıma olayıda boyu yukarıya yetişmeyen veya sağdan soldan tutunamayan teyzelerin ve çocukların toplamı artı senin kilon falan yani :) neyse buda böyle bişi işte bencesi :)
Vapurlar : Vapular her zaman elit kesime hitâp ediyoruz biz tavrı sergilerler ve nedense genelde hep genç çiftlerin ulaşım aracıdır. Bir kız bir kız arkadaşıyla vapurda gönlünce eğlenir. Bir erkek bir erkek arkadaşıyla rahatça muhabbet eder eğlenir. Ortamı daha samimidir manzaralıdır bir kere yani ötesi yok. Turistlik bir araçtır fotoğraf makinen varsa paso çek dur. Otobüste minibüste bunu yapanı görmedim ben herkes vapurda çıkartır fotoğraf makinesini. Martılar zaten en eğlenceli kısmıdır vapur anne ördek martılarda onun peşinden fotoğrafı çizerler her zaman vapurun tek dostu martılardır zaten. Vapurun anlamı direk karşı taraftır ya da adalar. Ama çoğunlukla karşı taraf. İnişleri binişleri en stresli olan toplu taşıma araçıdır kendisi. Ama binersin vapura hava güzelse gece gündüz farketmez oturursun dışarıda yaslarsın kafanı arkaya kaparsın gözlerini o rüzgar vapur sesi martıların kanat sesleri dalgaların sesi bütün yorgunluğunu alıp karşı tarafta harçaman için sana enerji verir. Evine dönerkende böyle bi mahmurluk çöker üstüne vapurda evet hadi eve gidiyimde uyuyim artık dersin. Bazen hüzünlenir bazen çok eğlenirsin gariptir vapurlar uzun bir yere seyahat ediyormuşcasına gider durursun. umarım bu salakça yazım sıkıcı gelmemiştir okuyan için. Ben yazarken bayaa eğlendimde artık başım ağrıdı ulan :) neyse Şuraya kadar okuduğun için teşekkürederim sevgili okurum büyük sabır ister bu kadar saçma yazıyı tek solukta okumak seni canı gönülden tebrik ediyor sevgi ve saygıyla selamlıyorum :))
F.Berkay.A
YOU WİLL VİSİT HERE FOR MY SOME WORKS THE LİNK : http://www.twitpic.com/photos/FBerkayA
Bazen bazı insanlar dönemlik bazı dostlarına daha yakın oluyolar sanırsam ya da bu durum sadece benim başıma gelmiş bir durum oldu. Tolga ile tanıştığım zaman sürekli beraber vakit geçirdik bu süre zarfında o kadar iyi tanıdık ki birbirimizi birbirimizin birbirimize karşı dürüst olduğunu ve yalansız dolansız bir arkadaşlık kavramına başladığımızı farkettik sanırsam. Bostancıda,Caddebostanda,Taksimde,Küçükyalıda,Kayışdağında,Yakacıkta,Silivride ve İstanbulun binimum yerlerinde gezmişliğimiz oldu. Tolga sayesinde de bir çok yer keşfettim ve öğrendim. Bu zaman diliminde o kadar fazla anımız ve hatıralarımız oldu ki 3 4 senedir tanışmışlığımıza rağmen, koskoca bir istanbul kadar anımız birikti biraz bunlardan bahsediyim istiyorum...
Tam olarak nerde nasıl yada kim sayesinde tanıştık o kısımlarını hatırlıyamıyorum aslında pekte önemli değil o kısmı önemli olan tanıştıktan sonrası esas önemli nokta orası. Tanıştıktan sonra ilk yakınlığımız sanırım murhpies midir nasıl yazılıyo bilmiyorum orda dahada bir yakın olduk biz bir arkadaşın doğum günü için geldik, tolgada orda bir arkadaşının doğum günü sebebiyle ordaydı derken ordaki ufak çaplı muhabbetimiz birden bize kapı açtı okulda yaptığımız muhabbetlerlede bunu destekliyip okul dışı hayatımıza yansıttık. Bizler artık okul arkadaşı olmaktan çok aynı mahallenin çocuklarıymışcasına takıldık. Yediklerimiz ve içtiklerimiz artık ayrı gitmiyo ve bu durumdan inanılmaz hoştun biri olarak kendimi çok şanslı sayıyorum böyle adamlara sahip olduğum için böyle dostlarım kardeşlerim olduğu için sırtım yere gelmez benim diyorum. İstanbul bana çok şey kazandırdı bir kez daha teşekkürediyorum ona...
Son 1-2 senedir o aynı mahallenin çocukluğundan çıkıp direk aynı ailenin ferdleri misali oluşumuzun mutluluğu daha farklı tabi tolga sayesinde de çok eğlenceli kardeş sıfatını üstünde zaten taşıyan adamlarla tanıştım,aileler tanıdım çok güzel dostluklar edindiğimi düşünüyorum. Bunlarıda zaten okulda yemek arasında servis beklerken servise giderken eve dönerken kapı önünde sigara içerken ki muhabbetlermiz destekliyor. İnanılmaz insanlar hakkaten özellikle akif çok başka adam sanki yıllardır tanıdığım çocukluk arkadaşım falan gibi anca bu kadar benzer bir kafa yapısı.Herneyse, zaman bu şekilde sürekli akıyo biz gülüyoruz eğleniyoruz henüz bir dert paylaşımı ortamı olmadı ama bu kadar çok gülen ve güldüren insanların dert paylaşımlarıda bir o kadar yapıcı oluyodur bunada inanıyorum.
Tolganın yeri bende çok başka emeği çok var üstümde geceleri eve kadar bırakması bile bana yeter yani. Sürekli beraber vakit geçirelim istiyorum ama bu her zaman mümkün olmuyor malesef, ama genede birbirimize vakit ayırıyoruz her şekilde. Şunu söylemem gerekirki sizleri çok seviyorum dostlarım kardeşlerim sizler benim 2.ci ailemsiniz bunu unutmayın ve bilinçsiz yaptığım ya da yapıcak olduğum gerizekalı hatalarım yüzünden beni yargılamayın asla ve sakın! sizleri ne kadar sevdiğimi zaten biliyorsunuz.Hepinizin yeri bende çok başka. Sayın Tolga Bakmaz efendi sevildiğini bil boboocum bunlar içinden gelenlerin binde biri kadar bile değil.öpüyorum göbeenden :)
Burdur sene 1991 aralık ayında bı gun 4 yasındayım annemler hastaneye gıtmısler ben neden evde kalmısım bılmıyorum bırden dısarı fırladım apartmana en asadan bagrıyolar berkaaay gel bak kardesın gelıyo koş berkay koş bak kardesıne dıye sevıncten heycandan sesın yukardanmı asadan mı geldıını anlaymıyorum bı yukarı bı asagı bakıyorum ve sonunda bana dogru gelen annem ve kucagında kucucuk bısey çarşafların arasında eve gelıyoruz bı bakıyorum mınıcık cırkın bı bebek :) öyle bı hıssedıyorum kı sankı bana alınmıs gıbı hıssedıyorum o an cok hosuma gıdıyo cok sevıyorum onu onun daha gozlerı acık degıl ...okadar tatlı okadar sevımlı bı bebek kı o hep uyuyo ben hep ızlıyorum onu yavas yavas buyuyo gunler gecıyo ben anlıyorum kı o benım bırıcık kardesım herseyım hayattakı tek dayanagım tek guvencem Atılay'ım ...
zaman gecıyo bız buyuyoruz bız buyuyoruz bırbırımızı daha ıyı anlıyo daha cok destek oluyoruz ..benım ıcımdekı kardes sevgısı senın ıcınde abı sevgısı ve aılemızın bıze ogrettıklerı hersey bırbırını tamamlıyo ve bız her daım her konuda bırbırımızı hıc yalnız bırakmıyoruz hatta bırakmak degıl hıssettırmıyoruz bıle... en kotu zamanımda en cıkmaza dustuum zamanda "yaa abı ver telefonu ben konusıyım ben halledıyım "demelerın boşver ati yaa dedıımdede ıkı uc espırınle benı dunyanın en mutlu huzurlu yapan ınsanı oldun ..sana teşekkurbıle edemıyorum cunku tesekkuredıcek okadar cok seyım var kı sana karsı tesekkuredıyorum demek sanırım az kalır hepsının yanında...
senın telının bı tanesıne gelıcek zarar benım ıntıhhar sebebımdır kardesım benım sen benım hayattakı tek destegım tek umudumsun...
her kavgamızın sonu tehtıdle bıter kuserek ayrılırdık odalarımıza ama olması gerektıı gıbı ıkı gun sonra yada bı gun sonra belkıde 10 dakka sonra sınırler yatısınca dırek len atı dıye gırdıım cumleler abı yaa dıyerek basladıın cumleler kulagımda sen belkı hatırlamıycaksın ama senınle bı kere lojmanın on kapısından asaga dogru ınerken sana bıseyler soyledım.. unutmaman ıcın tekrar yazıcam buraya...
Hayatta ne olursak olalım nerde olursak olalım ne durumda olursak olalım sen benım tek kardesımsın sen benım tek varlıgımsın senınle hıc bı zaman kanlı bıcaklı olamamam bunu aklıma bıle getırmem cunku hayatta yasadıım surece sen en ıyısıne laık olucaksın bende bunu saglamak ıcın gerekırse kanımı canımı verıcem cunku sen gercekten hak edıyosun en ıyısını ...farkında olmadan yaptıgın fedakarlıklar ve bana verdıgın destekler okdar guzel gunler gecırmeme sebep oluyo kı anlatmam ama bı yandanda ıcım buruk oluyo ama ılerıde buyuk adam olduumda senın buyuk adam olmanı ızlıycem ve destek olucam söz verıyorum sana kardesım benım...
kucukken okadar sırın bı cocuktun kı anlatamam hala resımlerıne baktıımda ne kadar tatlı bı kardesım varmıs dıyorum cok sanslıyım zaten arkadaslarım hep senı begenırlerdı cok yakısıklı olcak bu cocuk dıe :) sımdı sana sırınsın dıyemıyorum cunku o faslı cok oldu gecelı sen :) sımdı sana hakıkkaten yakısıklısın dıyebılırım hemde cok yakısıklısın masallah Allah nazarlardan korusun ..abısıne cekmıs gıbı bı yausak espırıde yapmıycam merak etme :)...
Benım ıcın TEKsin atim unutma !!! bu abın nefes aldıı surece senı hep cok sevıcek unutma bı gun bızde gocup gıdıcez ozamanda sevıcek bunu tum kalbımle soyluyorum .....
ASLAN KARDESIM BENIM , TEK KARDESIM ,HAYATTAKI TEK DERT ORTAGIM DOSTUM YOLDASIM AILEM SEVINCIM ...ABİN SENI COK SEVIYO KARDESIM UNUTMA...!!!
Hayatta her insanın karşısına her zaman iyi insalar çıkamayabiliyor bazen fakat, çıktığında ve hele bir de senin gibi biriyse işte o zaman sırtı yere gelmıyor ...
Bu zamana kadar yani seni tanıdığımdan bu yana hiç sırtım yere gelmedi hacı yatmaz gibi dolanıyorum ortada sayende :) her geçen gün daha da iyi anlıyorum daha da iyi öğreniyorum kalbindeki temizliği yüreğindeki bolluğu içindeki sevgiyi saygıyı ...
işte bu yüzden bence ismin sana cuk diye oturmuş bundan hiç kimsenin şüphesi olmasın sen bile bazen diyosun ya bende mi sorun diye seninle alakası yok 4'4lük adamsın aksini söyliycek varsada seni tanımamış derim. Sayısalı tutturduğunda neler yapıcağını anlatman, hayallerin, istediklerin, elde ettiklerin, yaşadıkların hepsini hayranlıkla dinliyorum ve biliyorum ki, ne olursa olsun sen adamı yarı yolda bırakmazsın gerçek bir dostsun kardeşim :) beni soktuğun ortamlar taksım geceleri sırf ben tavşan gibi oliyim diye kalıp şeklinde uyuyo numaraları yapman saatlerce hepsi emin ol ki, bir yere yazılıyor ve ilerde mutlaka karşılığı olucaktır. Şimdiden ufak ufak ödemeye çalışıyorum kendimce belkide ödeyemiyorumdur ama hakkaten hakkın ödenmez asla hele benim üstümde ki sadece benimde değil herkesin üstünde mutlaka bir hakkın vardır ama bende ki yerini asla pas geçemem çocuklarıma anlatabiliceğim ve örnek verebiliceğim bir karaktersin buraya lise yıllığı gibi umarım dostluğumuz hiç bozulmaz demiycem çünkü ben eminim ki sen beni, ben seni çok iyi tanıyorum ve o yüzden bozulmaz :P umarım hayatta çok iyi yerde olursun kardeşim :) ( hani sen ol da bizide yanına alırsın ):) sevildiğini bil morukçum başka lafa gerek yok !!! :)
Asker çocuğu olmanın faydasını işte şimdi daha net anlıyorum.
Çünkü aynı kaderin evlatları olduk ve aynı yerdeydik aynı zamanda
biz hiç uğraşmadık kader bizi topladı ve anladı ki bizden gerçek birer kardeş olur.
O yüzden biz yolumuzda ilerlerken sürekli önümüze güzel yerler ve anılar çıkardı.
e ikimiz de yol yordam bilince anladık birbirimizin içindekini ve sorgusuz sualsiz
bekledik birbirimizi o istanbul üniversitesinin bahçesinde..
işte biz orda başladık hayata seninle, hayatımızı paylaşmaya acısıyla tatlısıyla
her daim, her zaman iyi gününde kötü gününde ve hatta hastalıkta ve sağlıkta
and içtik birbirimize karşı gönülden kardeşimin yanında olucam son nefesime kadar dedik ve aradan tam olarak rakam veremsemde saat gün olarak, 8 sene geçti CAN'lı geçen 8 sene sürekli bir crank durumu olsada veya die hard hiç bir zaman "nabıcaz lan şimdi " demeden direk çözümler üretmeye başlardık ankaraya geldiğim günlerde bana kol kanat açıp yemeğini içkisini suyunu tostunu yatağını benimle paylaştın (farklı yataklardı yani:) ) telefon konuşmaları beraber telefonda tarkan filmlerini izlemeleriz her ne kadar gülsekte o eksikliği hep hissettik ama birbirimize çaktırmadık, çünkü kader lan bu boktan durum dedik geçiştirdik şimdi gene uzağız ama aslında çok yakınız birbirimize belki her gün görüşemiyoruz ama görüştük mü aylık konuşuyoruz seninle beraber belgesel izlemeyi bile özledim adaşım kardeşim esas ben seni özledim seni muhabbetini ortamını geyiklerini dertlerini jandarmadaki gibi oturup gelen E.amcalarla geçilen tşkları özledim ıstanbula geldğimden beri herşeyi özler hale geldim zaten neyse ÖPÜYORUM SENI CAN KARDESIM KRAL KARDESIM....
Hayatımın her evresınde olduun ıcın
Her daim ve her zaman yanımda olduun ıcın
Herkez aglatırken sen guldurduun ıcın
Aglarken benımle agladıın ıcın
Gulerken benımle gulduun ıcın
Her sıgara yaktıında banada yaktıın ıcın
Her yere her seye benımle gıttın ıcın
Yemeyıp yedırdıın ıcın
İcmeyıp ıcırdıın ıcın
Bisey alırken banada aldıın ıcın
Her derdını benımle paylastıın ıcın
Her sevıncını benımle paylastıın ıcın
Ve hatta varını yogunu benımle paylastıın ıcın
HER ZAMAN YANINDAYIM KARDESIM HER ZAMAN SENINLEYIM KRAL KALPLI DOSTUM CANDOSTUM KARDESIM BENIM SEVIYORUM SENI
Çok kısa :
Bir gün henüz birinci sınıfta iken ve temel sanat dersinde kendi kendime bir şeylerle uğraşıyorken korhan' ın gelip bana "yaa berkay sen Çorlulu muydun ?" dediğinde " eh sayılırız çocukluğumun çoğu zamanı orda geçti hayırdır " demiştim o da bana "yaa bak şurda bir çocuk var o da çorluluymuş" demesi enteresan gelmişti hani okulda 3uncu senem olmasına rağmen memleketim diyemeyeceğim ama ömrümün çoğunu orda geçirmiş biri olarak bir memleket hasreti olayına girip kim bu çocuk yaa diye gittim elemanın yanına ve dedim ki " sen miydin sevg.. uhaeae: ) yok şaka gittim dedim " yaa biladel sen çorluluymussun galiba " dedım oda bana "evet beyaa "demesede evet bende çorluluyum " şeklinde cevap verdi, ergen bir asker çocuğunu bir asker abisiyle muhabbet etmesi gibi gerek şafak kaç, gerekse memleket neresi?, gerekse de senin şafak bitbez hee, diyerekten muhabbetimizi ilerlettik o temel sanat sınıfında. Los angelıs'ta kilisli bir akrabanı görmek gibi bir şey heralde bu öyle bir duygu seli sanırım :) tanıştığım kişinin adı Çağatay’dı … ve esas bütün hikaye ondan sonra başladı. Bu muhabbet tufanından sonra Çağatayın ilk evi mi desem yoksa tek mutlu olduğu yer mi desem ne desem bilemedim kendimizi murat, ben, yiğit ve çağatay olarak maslak sanaii yolunda bulduk :D maslak mı ? ne alaka yaa ? işte gidiyoduk maslak sanayii merkez, bujileri ateşler herkes dedik. O sırada Çağatay’s play listten şarkılar dınlerken birden aslında Çağatayla bir şarkıda bulduk kendimizi : ) burda o şarkıyı ve olayı deşifre etmiycem ama şöyle söliyim kısaca merak uyandırmasın kimsede :) şarkı çiki çiki baba hani hani yama yeaama a diye gidiyo :P neyse lan çok laubali olmaya başladım, fakat bunun bir sebebi var. o da, çok fazla sevindirik olmamda. Nedense bu adam yanımdayken sürekli böyle komik şeyler söliyesim gulesim falan geliyor. Saçmalamam çok doğal her arkadaşımda da olduğu gibi bu adamında bana gülüyor olması beni ayrı bir mutlu ediyor. Biraz anılar silsilesi yapmak istiyorum...
Ne zaman nerde buluşsak arkadaşlar ortamında sürekli bir amerikan -honda v-tec -bmw ve bunlara ilaveten polo klasik 98 üstü acık kırmızı 61 plaka arabalar tartışılır ama her muhabbette istisnasız her muhabbette her arkadas ortamında bu muhabbetten mutlaka en az bir kez bahsedilir !: ) sırf bu muhabbetlerde daha çok konuşuyimde bunlar sussun diye ehliyet almaya karar vermiş bir insanım : )
Hiç unutmam, CRM sertifikası almak maksatlı çağatay kardeşim sağolsun beni işletmemi iletişimmi neyse işte öyle bir gruba üye yaptı olduk. gayet laubali bir şekilde kayıt işlemi oldu mutluyduk sertifika alıcaktık artık geleceğimizi garantilemiştik :D o hafta sonu o 2 gün benim için ızdıraptan öte oldu ama Çağatay alışık olduğu için çünkü, bundan önceki 2 ayıda aynı şekilde hafta sonları iptal bir şekilde geçmişti ve sonra benim ehliyet olayım, bir cuma bana msj geldi "lütfen belgelerınizi p.tesi gününe kadar teslim etmiş olun diye resmen sıçtım orda hiç beklemiyordum hafta sonu seminer var nasıl yetiştiricem bunları derken, aklıma honda hayat onda geldi ve Çağatay’dan hiç bir şekilde utanmadan çekinmeden birazcık yarım ağız teklif ettim ve " adaş bee beni p.tesi uğur mumcuya götürür müsün " diye bir saat kadar düşündukten sonra olur yaa tamam sorun değil falan dedi :P yok yok buda şaka direkt düşünmeden tabi adaş götürürüm dedi ve uğur mumcu dediğimiz yer nerden baksan 1 saatlik yer İstanbul’da güyya ama İstanbul’la alakası yok orda başka bir lisan başka bir örf adet gelenek görenek varmış :D sağolsun bir kez olsun hık mık demedi surat bükerek yada yarım ağız tamam demedi ve biz pazartesi sabahı gene erken kalkıp belgeleri toparlayıp öğlen 12 ye kadar her şeyi tamamlayıp gittik ve teslim ettik uğur mumcuya tekrardan Allah razı olsun demek istiyorum buradan bir kez daha teşekkür ediyorum biliyorum onun için önemi yok ama olsun bence önemliydi…
Kafasına eser , canı sıkılır atlar gelir benim de sıkıntımı alır konuşuruz, güleriz , dertleşiriz, henüz ağlamadık karşılıklı ama ağlatmasın kimseler diyorum : ) daha şöyle adam gibi oturup içemedik bile oda koyuyo insana düşünüce ama bi gün mutlaka yamulana kadar artık yaza saklıyoruz heralde bünyemizi kamp ateşi hesabı :) yer yer patavatsızlıklar, buna tekâbül potlar , gaflar v.s v.s hepsi var bu adamda ama toparlıyoruz her zaman yapmıyor yanlış ifade etmek istemem zaman zaman bazı zaman : ) ama ben o bu bilir Çağatay’ın içinin temiz olduğunu bir art niyet taşımaz hiç bir zaman…
Daha bir sürü anımız var seninle daha da olacaktır hepsini buraya yazmaya kalksam GBlar yetmez :) ama ..
Biraz daha eklemeler ile şunu belirtmek isterim git gide büyüyoruz her ne kadar kabullenemesekte bunu gittikce sorumluluklarımız artar oldu herşeye herkese ve işimize vakit ayırmak durumdan kalıyoruz daha okuyorken bile böyle oluyor bu ve sanırım büyümenin yan etkileri bunlar bunlarada alışmaya çalışıyoruz bi yandan. Şunu bilmelisin ki canım kardeşim hakkaten temiz bir kalbin var ve böyle bir dost'a sahip olduğu için etrafındakiler ve ben çok şanslıyız!..
İnşallah kardeşim ileriki hayatında zamanlarında hep mutlu kalır ve o şekilde yaşarsın her telefonun çaldığında bir mesaj geldiğinde yada arandığında o telefonu mutlu şekilde kapatırsın. Sevildiğini bil ADAŞIM !!!
Bugün çok güzel bir gündür benim için. Perşembe günü, okul hayatımın en güzel ders programının olduğu dönemi yaşıyorum sanırım bu dönem o yüzden mutluyum çok. Mükemmel hocalar ve mükemmel dersler seçtim kendime tabii uykumdan fedakârlık yapıp gidebilirsem. Neyse, bugünde o güzel perşembelerden biriydi uykusuz gittim okula litografi dersin vardı. Bu litografi nedir yaa? diye soranlara taş baskı falan diye anlatıyorumda taşa baskımı yapıyosunuz diye soru geliyo. Bu taş baskı biraz patates baskı gibi bişey ama bunda taşa şekil vermiyosun 20 kiloluk blog taşlar var üstlerina asetat kalemle çizim yapıyosun sonra merdaneyle boyuyosun taşı ve sonra üstüne kağıt pressliyosun o boyalı desen kağıda çıkıyo falan herneyse işte amma çok konuşuyorum lan böyle bloglarda falan kısa kesip özetliycem hemen.
Bu Perşembe günüm mükemmel geçti halada geçiyo diyebilirim. Sabah archive diye bi grupla tanıştım sinan hocamın sayesinde archive müziği eşliğinde "kendimce" şahaser yaa bu dediğim çalışmamı 50X70 taşımın üstüne boyuyordum ki tolga geldi muhabbet ettik biraz atölyede sonra yemeğe gidelim olayı oldu hadi dedim gidelim kendime ayıptır söylemesi pide söyledim ben bideyi çok severimde :) neyse yasin ben ve tolga gittik yemek yemeye o sırada akif geldi. Akif inanılmaz komik bir karakterdir. çok kısa süre önce tanıştık ama muhabbetimizi görmeniz lazım doğduğumdan beri sanki tanıyorum o adamı :) neyse işte uzatmadan akifte geldi katıldı bize o sıra muhabbet etmeye başladık akif hikayeler anlatır kendi mahallesinden biz güleriz ve o hikayeyi aralardaki espirilerle besleriz 5- 10 dakkalık gülme krizlerimiz olur falan ama bugün o 5 10 dakkalık molalar resmen yarım saate girdi. Uzaktan bize bakanlar bunlar orda bişi içiyolar heralde falan dermişcesine bakış atıyolardı falan :)) bir kimlikteki fotoğraf olayı oldu ki sorma gitsin hepimiz ehliyetleri çıkarttık,eski dersane kimlikleri lise kimlikleri falan derken artık sanki böyle evdeymişcesine yarıla yarıla gülüyoruz o yemek yediğimiz yerde :) "yeteeer ulaaan beynim ağrıyo"," yeter lan karnım ağrıyo" " yeter lan işiyorum altıma" diye bağrıyoruz bi yandan ama öte yandanda devam ediyoruz kimliğe bakmaya çok güldük ya ve inanın alkolsüzdük yada alkol vardı hepimizde ama söylemedik birbirimize :).neyse
eve geldim daha sonra, dedim uzanıyım biraz uyuyim ve öylede oldu uyanmadan önce bir rüya gördüm direk aktarıyorum buraya o anda yaşadıklarımı ve hissettiklerimi :)
Bir okul toplantısı gibi bişi var önemli biri gelicek okula sanatçılar, artisler,siyasetçiler falan gibi yani neyse bi tane oda var okulun içinde benim sırtımda bazukam ( bu bazuka dediğimiz hadise 50X70 kağıtları rulo yapıp koyduğumuz uzun silindir çantalar yani) bazukayı görmemin sebebi sanırım onunla gidip geliyorum bu ara okula ondan :) neyse işte bi tane oda var ve ben o odaya giriyorum. Karşıma birden Erdil Yaşaroğlu çıkıyo ve çok şaşırıyorum haliyle meraba falan diyip muhabbet ediyorum o sıra o odada benim bir kaç tane işim var ve muhabbet o işlere geliyo bende ona çizdiğim şeyleri gösteriyorum. Çizdiklerimi çok beğeniyo ve benimle bir dergi kurmak istediğini belirtiyo. " çizmekten sıkılır mısın ? hergün birşeyler çizebilir misin ? " diye soruyo ne demek diyorum ben severim çok çizmeyi yaptığın bişeyinde herkese ulaşması çok mutlu eder beni diyorum ve tamam dedikten sonra o çıkıyorum odadan aşağıya iniyorum. Ağır bir protokol güvenlik falan var neyse merdivenlerden inerken tolga çıkıyo karşıma o güvenliğin içinde o da var.Elinde lays var onu yiyo ve ona geldiğimde muhabbet ederken lays yiyoruz biraz onunla o sırada yasin çıkıyo ortaya biz ayaktayız o sırada ama dışardayız konuşuyoruz falan tam o sıradada tayyip geliyo. Oha ne alaka lan diyceksindir herif sadece televizyonları interneti değil benim rüyalarımı falanda işgal etmeye başladı artık :) herneyse işte 4 ümüz ayakta muhabbet ediyoruz ama muhabbet uzun değil şöyle ; yasin diyor ki; yaa bi okey mokey oynasak bi yerde olmaz mı yaa diyo tamam oynayalım diyorum tayyip gelme ama sen sonra senin partinde geliyo iyice sakız gibi yapıştınız lan falan diyo birden biz tolgayla susuyoruz yasinle tayyip konuşmaya başlıyo :) tayyipte o sıra diyo ki " yaa yapışırız tabi kralı gelse bizi indiremez o iktidarlıktan falan diyo lan bi sus lan bi kes derken bişi oluyo ben çıkıyorum ordan tekrar erdil yaşaroğlunun yanına gidiyorum adamı o oda da resmen esir tutmuşlar sanırım röportaj için falan çağırmışlar ama kimse sallamamış adamı içerde beklemekten bunalmış falan o da yüzünü yıkamış saçları ıslak falan dışarı çıkıyo bende arkasından bi süre gidiyorum sonra diyorum niye tapik ediyim ki lan o arar nasılsa beni falan ama mutluyumda o sıra oha lan erdille tanıştım falan diye :)o sıra öğrenciler falan çıkıyo dışarı bi kalabalık oluyo orası derken uyandım zaten :)
Böyle saçma karışık anlamsız manasız bi rüya işte paylaşiyim dedim seninlede rüya işte diyebilirsin ama ben erdil yaşaroğlunu zaten tanıyodum :/ 2 sene önce berkay gel benimle çalış dergi çok zor durumda demişti reddetmiştim okumam lazım benim erdilciğim demiştim falan onu biağare anlatırım. Neyse bir sonraki serüvenimde görüşmek ümidiylen.albe der chia !
8 paragraflık bir yazıyı ctrl-a yapıp tek seferde sildim. İçeriği saçma olduğu için siz okuyun diye değil ben yazmak istedim diye yazmışım o yüzden sildim.
Kör karanlıklarda açardık paslı gözlerimizi
Dilimizde akşamdan kalma bir küfür
Salonlar,piyasalar, sanat sevicileri
Derdim, günüm insan arasına çıkarmaktı seni
Yakanda bir amonyak çiçeği
Yalnızlığım benim sidikli kortezim
Ne kadar rezil olursak o kadar iyi
Kumkapı meyhanelerine dayandık
Önümüzde altınbaş, altınzincir fasulye pilakisi
Ardımızda görevliler,ekipler,hızır paşalar
Sabahları çöplüklerde açardık gözlerimizi
Öyle açık öyle sıcaktı ki çöpçülerin elleri
Çöpçülerin elleriyle okşardım seni
Yalnızlığım benim süpürge saçlım
Ne kadar kötü kokarsak o kadar iyi
Baktım gökte bir kırmızı uçak, bol çelik bol yıldız, bol insan
Bir gece sevgi duvarını aştık
Öyle açık öyle seçikti ki düştüğüm yer
Baş ucumda bir sen vardın birde evren
Saymıyorum ölüp ölüp dirilttiklerimi
Yalnızlığım benim çoğu türkülerim
Ne kadar yalansız yaşarsak o kadar iyi.
(1). Boards Of Canada- Dayvan Cowboy
(2). Him - Love you,Like I do
(3). Dj Tiesto - Beautiful Things
(4). Dj Tiesto - Dreaming
(5). Dj Tiesto - Just Be
(6). Frank Sinatra- My Way
(7). Limp Bizkit - Lonely World
(8). Limp Bizkit - Everything
(9). Teleton Tel Aviv - What İt Was Will Never Again
(10). Telefon Tel Aviv - Sound İn A Dark Room
(11). Above&Beyond - Can't Sleep
(12). Karen Overtoon - Your Loving Arms
(13). Anathema - Regret
(14). Anathema - Forgotten Hopes
(15). Rammstein - Amour
(16). Rammstein - Ohne Dich
(17). Opeth - Harvest
(18). Opeth - İn My Time Of Need
(19). Dolapdere Big Gang - Another Day İn Paradise
(20). Dolapdere Big Gang - Englishman İn Newyork
(21). Teoman - Gemile
(22). Teoman - En Güzel Hikâyem
(23). Sagopa Kajmer - Vasiyet
(24). Sagopa Kajmer - Ateşten Gömlek
(25). A Perfect Circle - Passive
(26). System Of A Down - Aerials
(27). System Of A Down - Chop Suey
(28). System Of A Down - Lonely Day
(29). Uaral - Lamentos
(30). Uaral Depression
(31). Portishead - Roads
(32). Portishead - Humming
(33). Deep Purple - Soldier Of Fortune
(34). Him - Wicked Game
(35). Metallica - No Leaf Clover
(36). Metallica - Turn The Page
(37). Rafet El Roman - Seni Seviyorum
(38). Rafet El Roman - Yalancı Şahidim
(39). Phill Colins - Another Day İn Paradise
(40). Melanie C - Never Be The Same Again
(41). Gorillaz - Clint Eastwood
(42). Gorillaz - El Manana
(43). Cris Cornell - Bilie Jean
(44). Anathema - Lost Control
(45). Pentegram - F.T.W.D.A
(46). Hypogaja -Here Comes The Rain Again
(47). George Michel - Careless Wispers
(48). Pink Floyd - Hey You
(49). Queen Of The Dammed - Forsaken
(50). Sting - Shape Of My Heart
(51). Deftones - Knife Party
(52). Eminem - I Just Dont Give A Fuck
(53). Eminem - Brain Damage
(54). Eminem - Beautiful
(55). Eminem - İf I Had A Million Dollars
(56). Justin Timberlake - My Love
(57). Justin Timberlake - Cry Me A River
(58). Lamb Of God - 11th Hour
(59). Lamb Of God - Now You've Got Something To Die For
(60). Limp Bizkit - Boiler
(61). Limp Bizkit - Rearrenged
(62). Slipknot - Scissors
(63). Slipknot - Danger Keep Away
(64). Armin Van Buuren - Face To Face
(65). Armin Van Buuren - Unforgivable
(66). Armin Van Buuren - Fine Without You
(67). Armin Van Buuren - What İf
(68). Delerium - Innocente(Dj Tiesto Mix)
(69). Holden&Thompson - Nothing
(70). Holden&Thompson - Come To Me
(71). Oxia - Domino
(72). Asfalt Dünya - Bu Akşam Olmayacak
(73). Asfalt Dünya - Son
(74). Asfalt Dünya - Zaman
(75). Duman - Yalnizlik Paylaşılmaz
(76). Duman - Yürekten
(77). Duman - Yanı Başımdan
(78). Emre Aydın - Belki Bir Gün Özlersin
(79). Gripin - Hiç Gelme Gideceksen
(80). Nev - Susma
(81). Ogün Sansısoy - Kaybettik Severken
(82). Ogün Sansısoy - Bilmece
(83). Pinhani - Sırası Değil
(84). Gürkan Uygun - Gülüm
(85). M.F.Ö - Vurgun Yedim
(86). M.F.Ö - Ah Bu Ben
(87). Dead Prez - Hip Hop
(88). Redd - Nefes Bile Almadan
Daha yazamadığım çok şarkı var tekrar devam edicem buna :)
Ahh Taksim ahh...
Bu taksim ,beyoğlu çok garip bir semt. Uzun uzadıya kendi gözlerimden ve yaşadığım bazı olayları buraya aktarmak istiyorum. Hayatımın çok garip saatleri bu semtte yaşadım diyebilirim çünkü. Ne kadar gariplik varsa hepsi bu semtin ve o uzun sokağın içinde barınmış adeta. Taksimi mutlaka bilenleriniz var hatta ben gibi başından milyon tane olay geçmişlerinizde vardır. Ama dur ben benimkileri anlatıyım sonra sende bi ara senin yaşadıklarını anlatırsın. Benimkiler genelde komik oldu hep çünkü biraz gülmek istiyorum tekrar hatırlayıp.
Biraz Taksimden bahsetmek istiyorum benim için , taksim nedir ? sorusunun cevabını anlatıyım sana. İlk olarak taksim dediğin zaman aklıma uçsuz bucaksız bir eğlence ortamı geliyor tabi ki , fakat bunun yanı sıra korktuğum şöyle bir şeylerde var. Taksimde hayatının aşkını belkide evleniceğini kızı/erkeği bulabilmen mümkün bence ama aynı zamanda belkide hayatına son vericek adamın yada kişinin karşına çıkma olasılığıda çok yüksek. Çok fazla eğleniyosun orda ama sürekli tetiktesin. Ben bunu biraz şeye benzetiyorum , taksimde istiklalde özellikle aslan gibisin bir ceylanı avlaman çok olası birşey gibi ama aynı zamanda sırtlanlar tarafından av olmanda bir okadar mümkün bence. Bu boktan örneğimle umarım ne anlatmaya çalıştığımı ifade edebilmişimdir. Herneyse, bu uçsuz bucaksız sokağın gece hayatından gördüklerimi yazıyım birazcıkta...
Prodigy'nin "Smack my bitch up" diye bir şarkısı var bilir misin bu şarkıyı ? şarkıyı geçtimde esas onun klibini izlemen lazım dur sana yardımcı oliyim kendimi ifade edebilmem için bu şarkının klibini izlemen şart (( http://www.youtube.com/watch?v=20tWDFxQq5A )) İKİ parantez arasındaki linki tıklarsan birazcıkta olsa anlıyabilirsin neyi kasdettiğimi.. Ben genelde taksime bu şekilde gidiyorum ve ne zaman bu şekilde gitsem hep aklıma bu şarkı ve bu klip gelir. İnanılmaz bir şey tabii genelini izlemek lazım klibin bu sadece bir kısmı fakat youtube ta genelini bulmak zor hatta yok diyebilirim. Herneyse devam ediyorum ben..
1. KISIM ( TAKSİMLE TANIŞMA)
Taksim gece hayatına Yiğit sayesinde atıldım. Atıldım biraz garip oldu Yiğit sayesinde tanıdım ben taksimin esas gece hayatını. Daha önceden bir kere gelmiştim Gürkan'la birlikte ama bir mekana girmemiştik sadece istiklalde tur attık ve döndük. Zaten çorludan gelmiştik istanbula taksim taksim nedir bu taksim diye meraktan gittik ve benim taksimle ilk tanışmam öyle oldu. Hatta Gürkanla birlikte sokaklarında gezerken istiklalin şöyle birşeyle karşılaştım. Dolaşıyoruz aşağı yukarı gidiyoruz derken gürkan dedi ki : " Adaş şu sokakta ne var acaba girip bakalım mı lan ?" dedim " Oğlum manyakmısın götümüzü keserler bizim orda baksana zifiri karanlık ben girmem hayatta" derken tabi merakta var girmiş bulunduk daha 5 10 adım atmadan sol tarafa bi sokak daha koymuşlar biz bunu tabi farketmedik o sokağın girişinden daha zifir olan o dar kısıma biz kafamızı hafiften uzattık gördüğüm tabloyu aynen aktarıyorum sana, yerde duvara yaslanmış ve sol kolunun hırkasını sıyırmış bir kız saçı başı dağınık ve tam karşısında yere çökmüş elinde şırınga olan bir adam kızın koluna eroin basıyo.. Biz onları gördük tam o sırada onlarda bizi gördü 2 buçuk saniye bakıştıktan sonra Gürkanla birlikte " hasssskkktrrr laaaaaan " diye dahil olduk istiklalin kalabalığına ve biz onları gördük acaba peşimize takılırlarmı diyede sürekli arkamıza baka baka uzun uzun devam ettik belli bir süre, biz o şoku atlata duralım bir yandada " oha lan istanbula bak ne güzel kızlar varmış adaş burda şeklindeki repliklerimiz resmen ezbere dayalıymışcasına tekrar tekrar yineliyoduk. Bir önceki cümlem çok edebi oldu lan daha doğal anlatıcam bu ne resmen kitap yazıyorum gibi hissettim. D&R kafası geldi birden neyse bozmadan devam ediyorum . Biz böyle bir sağa bir sola kızlara bakarken birden hemen önümüzde yürüyen iki tane gayet uzun boylu güzel fizikli iki bayan* dikkatimizi çekti kendimizi çok bir bokmuşcasına takip etmeye karar verdik bu daha çok Gürkanın fikriydi aslında ama bende tabi hayır diyemedim çünkü ozamanlar aşırı bir sarışın sevdam vardı bende engel olmadım kendime ve biz gene onları takip etmeye devam ettik. Bu iki bayan* bir ayakkabı dükkanının vitrininde durdular bizde çok yaklaşmadan ama sesimizi duyurabilicek mesafede bir yere sote durumuna geçtik. Aşırı merak utangaçlık yaratıyo ve biz suratlarına bile bakamadık o iki bayanın* zaten bakmamızada hiç gerek kalmadı bir tanesi kapının önünde duran dükkan sahibine gayet rammstein* grubunun solisti edasıyla " Bu ayakkabılar ne kadar hemşerim" şeklinde soru sorunca o ses tonu, o vurgu, o tonlama ve ses telleri allahım napıyoruz lan biz durumunda düştük oracıkta. Şuana kadar hiç gülen surat koymadım yazım da ciddi bi yazı olsun istedim ciddi değil aslında komik anılar silsilesi buda ne biliyim koymiyim yazı ciddi ama içeriği komik olsun yoksa şuana kadar toplasam 23251231231 adet iki nokta üstüste ve kapalı parantez işaretini yapıştırmıştım herneyse gene dağıldı konu bir sonraki paragrafımda devam edicem.
Bayan* : Travesti
Rammstein : (( http://www.youtube.com/watch?v=NlPhAmaFtVE ))
2. KISIM ( TAKSİME ALIŞMA SÜRECİ)
İstanbula çıkan tainimizle iyice istanbul hayatına ayak uydurmaya başladığımı düşünmeye başlamıştım ki bir şeylerin eksik olduğunu farkettim. Eğlence ! yahu dedim kendi kendi bu insanlar bir yerlerde eğleniyorlar ve ben bunları nedense göremiyorum bende bi sorun var derken tam bu sıralarda telefonum çaldı. Arayan Yiğit " moruk X'in doğum günü var taksimde gelsene" şeklinde. Bu benim daha önceden çok afedersiniz götümğn attığı taksimdir işte. Tamam dedim geliyorumda nasıl gelicem burdan nasıl gelinir bilmiyorum. Bostancıda in ordan yürü sarı dolmuşlara bin direk getiriyo indiğin yerden şuraya yürü buraya bak şunu geç buna sor camiyi görünce dur ben ordan alıcam seni şeklinde bir yol tarifi ile yarım saat 1 saate kadar evden çıkıp Yiğitin bana kurmuş olduğu cümleleri eksiksiz olarak yerine getirmiştim ve caminin ordayken Yiğiti aradım " ben geldim" dedim " bekle geliyorum hemen" dedi arkada bir ses bir kargaşa anlam veremediğim. Derken Yiğit geldi doğum günün olduğu mekana doğru ilerlerken aşırı derece bir kalabalık gördüm. Bu normal bi kalabalık değil yani birileri bişey için toplanmış resmen bu o kalabalıktı. O sırada bir polis yanımıza geldi ve " Sizdemi vardınız kavgada gençler " diye sordu içimden direk " oha bi dakka benim daha üstümde anadolu yakasının kokusu duruyo ne kavgası " derken polisin elini biber gazına attığını farkettim " yok yaa biz yeni geldik daha ne kavgası kavgamı çıkmış" gibi asalak sorular sorarken ben polis gözüm üstünüzde dedi ve uzaklaşırken Yiğitin arkadaşlarından biri "Yiğit koş burağın kaşını patlattılar heryeri kan oldu" şeklinde bir cümle kurdu suratımıza redbull ve burn kokusu içersinde. Bu kokuyu nerde olsa tanırım. Ben daha olaylara anlam veremezken Yiğitin arkadaşlarının bir kavga ortamı yarattığını ve bu yüzdende artık Yiğitte ve bende o kavganın içinde olduğumuz farkettim. Koşarak burağın yanına gittik ve üstünde ki kanı görünce " evet dedim berkay şuan olmak istediğin süper kahraman olabilirsin ve burdan ya sıvışarak yada adam gibi kavgaya girerek kurtulabilirsin. Burak dediğimiz karakter , Arnold şıvazın 25 li yaşları yani üstündeki kan kafa attığı çocuğun patlıyan kaşından gelen kanlar ve olay o kaşın patlamasıyla son bulmuş. Ben o akşam ne doğum günü gördüm nede alkol aldım mal gibi bir gece geçirdim ama gayet zevkliydi diyebilirim.
3.KISIM ( TAKSİMDEKİ GECE HAYATINA GİRİŞ)
Bu kısım benim artık taksimdeki her boka hazırlıklı olduğum, mevzuysa mevzu , dişe diş kana kan intikam intikam şeklindeki gene bir doğum günü ortamıydı. Sıfır kavga, Aşırı alkol ve yoğun bir eğlence patlaması. O geceki karakterler Arif, Yiğit, Tunç ve ben idim. İlk olarak oturup adam gibi içilicek bir mekan seçilir ardından, tekilalar biralar şaraplar resmen şelale olur bütüm para orda tüketilir ve ardından başka bir mekana kopmaya geçilir. Ben bunuda şu olaya benzetiyorum. Antiloplar dere yatakları kenarlarında huzur içinde ağır ağır su içerken bir timsah onları kafasından tutar ve suyun içine çeker. Yani o geceye yorumluyorum bu olayı , o oturulup içilen mekanda aşırı derecede tekila içen ve ortamdaki güzel kızların ve coşkunun etkisi altında kalan birey almış olduğu 4-5 şat tekiladan sonra bir 70 lik içer ve kafası göt gibi olur. Arkadaşları onu umursamaz ve eğlenmeye devam ederler çocuk bu sırada fenalaşır ve resmen tüm damarları alkol dolmuş olmasından dolayı önce sessizleşir sonra oturur ve sonra kaybolur. 5 dakka önce " TEKİLALAR 6 OLDU USTAAAA " şeklinde bağıran o gecenin komik çocuğu cümle kuramaz hale gelir. Kızlarla dans ediyim ister ama kafası müsade etmez oturur. Daha sonrada midesi bulanan komik yaratık tek başına tuvalete gider. Ben bu şahısla tanıştım ismini şuan hatırlamıyorum ama tuvalete giderken gördüm bu herifi tuvalete giderken ki görüntüsünü imkanı yok kelime ile anlatamam bunu direk göstermem gerek yada şöyle diyim ; karnından pompalı tüfekle vurulmuş bir zombi düşün ve hala ilerlemeye çalışıyo bunun gibiydi hemen hemen. O mekandaki gece bitti ve başka mekana geçmek için herkes üstünü giyinirken kimse o tuvaletteki zavallı antilobun orda olduğundan haberdar değildi. Bir ben biliyodum ama bende kimseyi tanımıdığım için söliyemedim arkadaşınız kaldı orda diye. Yiğite söyledim " lan tuvaletti o bağıran çocuk var kalıcak orda" diye Yiğit hemen ilgili merceklere ulaştı ve iki kişi o lavuğu ordan çıkartıp diğer mekana geçirdiler. Kimsede demiyo ki " sen eve git bilader" diye. Bunun bi sebebi var kızmamak lazım o insanlara. Bunun sebebi taksimde kafan ne kadar göt olursa olsun gece bitmeden sen o geceyi bitiremezsin kural budur. ! Neyse , "Dirty" adı altında bir mekan var oraya gittik. İnanılmaz ben böyle bir pejmurde eğlence görmedim. Çok hoşuma gitmişti orası daha çok alkol tüketip dahada çok eğlenmek istediğim kanısına vardım resmen. Öylede oldu velasıl, etrafımda ki herkes deli gibi zıplıyo ve ölümüne içiyodu. Bir çift gördüm orda anlatmak istiyorum sana bunu, ikiside ayaktalar ve kız duvara yaslanmış durumda, çocuğun üstünde t-sort yok ve yüzlerini adeta saklarmışcasına öpüşüyolar. O kadar kasvetli ve hararetliler ki , başka bir kafa yaşıyolar resmen sanki orası onların eviymiş ve biz onların arkadaşları olarak evde parti yapıyomuşuz havası saçıyolar etraflarına ve onları görenlere. Taksimdeki bir çok eğlence mekanında çok güzel bir ticari oyun bulmuşlar ki bu , çoğu iş yerindede olan bişi aslında. Bar'ın arka kısmında güzel kız çalıştırmak!. işte bu 5 6 tane bira içmiş adam için kafalabilicek bir kız pozisyonunda olduğu için bir bira bir bira daha alıyor insan. Açıkcası ben bu oyuna gelmedim çünkü muhabbet edebiliceğim kadar bir zaman dilimi olmadı ya da ard arda gidip bira alabilicek kadar biram zaten garsonlar ellerinde birayla kolaşıyolar direk alabiliyosun bi çok yerde.İnanılmaz bir geceydi ve deli eğlendim o akşamda.
4. KISIM ( TAKSİM YAŞAMINA AYAK UYDURMA)
Ben daha görmedim ki tek mekanda eğlenip sonrada eve giden birilerini. İstiklale gittiysen minimum 2 mekan gezmiş olman gerekiyo. Yani burası iyi burda kalalım gibi birşey pek fazla söz konusu değil. Arkadaşlarla gidilen taksim gecesi her zaman inanılmaz geçer tabi kavga ya da tatsız bir durum yaşanmadığı sürece. Eğer yanında, bir kız varsa çok fazla dikkatli olmak durumundasın hele ki alkolü oda sende çok seviyosan, çok içmek bence marifet olarak anlatılmamalı daha çok utanılcak bişi ben 10 tane bira içerim 10 tane tekila şat yaparım falan bu tarz şeyler olur bir şişe tekila içen adam bile var ama önemli olan bence " nerenle içtiğindir" bu felsefeden yola çıkarak kendini çoğu zaman tamam berkay bu kadarı sana keyif için yeter ötesine gidersen birilerinin seni toparlaması gerekir buda hoş bi durum değil burda bitir. şeklinde öğütler verdiğimi bilirim. Zaten bu alkol olayında 3 4 defa çok kötü olmuşumdur oda kesinlikle rezil bir ortam yaratmıycagım ortamlardır. Bu yüzden alkol alırken kendime çoğu zaman güvenmişimdir ve halada güvenirim. Artislik olucak belki ama evet ben alkolü ağzımla içen biriyim diyebilirim tereddüd etmeden. Çok fazla olmasada taksimde bildiğim bir kaç tane güven ile yanında kız ile gidilebilicek mekanlar var genelde buraları tercih ederim zaten kafamın rahat etmesi için. Bir gün gene bir kaç arkadaş toplanıp taksime geçtik ve gene önce bir yerde oturduk daha sonrada hadi eğlenelim olayı oldu. İndigo diye bir mekan var. Tek kelimeyle Muhteşem bir yer benim için tam benim tarzımda müzikler yapıyo ve ortamıda nedense çok hoşuma gitti diyebilirim. Çoğu arkadaşımada orayı tavsiye ederim genelde orası tam benlik eğer en son gittiğim gibiyse tabii. Mekanları öğrendikten sonra zaten bira şurda şu kadar burda şu kadar falan diye bir hesap kitap yapıyo insan ve maximum eğlence minimum para akışını ayarlıyosun ve ondan sonrası zaten güzel bir gece ile final oluyo. Bunları öğrenmem çok fazla vaktimi almadı ama çok fazla paramı aldı diyebilirim. Ama git gide dahada yer keşfediyorum ve öğreniyorum sanırım daha çok katılım göstermem lazım taksimdeki doğum günlerine...
5.KISIM ( TAKSİM ÇOCUĞU MODU )
Bu kısım beni daha çok ben yapan kısımlardan biri sanırım. Taksim çocuğu lafını ağır buluyorum kendimce aslında çünkü sevmediğim bir tabir o bana takılmadı gerçi ama takılmasındanda haz etmem açıkcası taksim çocuğu değilim olmam ve olmakta istemem sadece mekan biliyorum falan yani. Ama bende herkes kadar çok seviyorum orayı burasıda bir gerçek. Bir gün , gene Yiğitle bir doğum günü ortamı oldu ve biz gene iki mekan yaptık ilk başta bi yerde oturduk içtik falan o zaman biraz para sıkıntım vardı ama evde daralmış olmamdan dolayı gitmek için can attım ve gittimde fakat para olayı !!! Herneyse Yiğit sağolsun bu güne kadar bana hiç bi zaman para demedi para sıfatını barındıran bir cümlede kurmadı. Fakat benimde kendimce rahatsız olduğum fakat paramın olmadığı zamanlar oldu onlarada çözüm bulma konusunda taksim gayet bol seçeneklere sahip bir yer. Reggi müziği yapan bir mekan tercih edilmişti bu sefer adını tam hatırlamıyorum gerçi ama 3 kattan oluşan her katında farklı bir müzik tarzının olduğu en üst katında bir zencinin ( rasta saçlı) dj lik yaptığını gördüm. ilk aklıma gelen bu adamın günde tükettiği esrar miktarı oldu. Cevabı hiç bir zaman belli olmiyan bu soruyu çok fazla merak etmeden ve kafama takmadan tekrar aşağı indim. Herkes dans ediyo ve birileri farklı birşeyler için uğraşıyo dans ederken ama ne için anlam veremiyodum. Bu sefer para sıkıntısından dolayı mekandan bira almam çok pahalı gelicekti bana hemen bi çözüm buldum ve Yiğite " moruk iki dakka şu bakkala gitsek bira içsek gelsek tekrar olmazmı " diye bi soru yönelttim sağolsun kırmadı beni hemen indik aşağı ve iki adım yakınımızdaki bakkaldan bi tane extra aldım bi tanede dark aldım. Extrayı pek sevmem o yüzden onu açtım ilk olarak ( bu arada 1 saate yakın zamandır yazıyorum sıkıldım lan çok neyse kısa kesicem bunuda anlatmak istiyorum çünkü) extrayı normal bir biranın içilme süresinden dahada fazla bir sürede extra bir zaman dilimi koymaksızın hızlı bir şekilde tükettim o sırada yiğite muhabbet ediyoruz. ordan burda işte, tam darkımı açtım o sırada birden içimde biriken gaz ve aşırı köpük mide bulantısı yaptı bende, Yiğitte hararetli bir şekilde birşeyler anlatıyo dinliyorum sigaramdan bir fırt biramdan iki fırt alıyorum tam o esnada anlamsız bir mide hareketi geldi ve ben kusmaya başladım sokağın kenarında 5 dakka kustuktan sonra kafamı kaldırdım ve sigaramdan bir fırt biramdan gene ikş fırt almaya devam ettim. Yiğit tabi o sırada gülmekten tırmanıyo bende başladım gülmeye " hadi çıkalım yukarı yeter buranın tadı kaçtı" dedim. Güldük ve biraları saklayıp yukarı çıktık. Farklı bir geceydi diyemem gene eğlendim ve ben bu kusup tekrar içmeye devam hareketini ilk yapmadığım için alışıktım...Güzel bir gece ve arından alınan telefon numaraları, görülen ekmek sevdası, ihtiraz,aşk,sex,yalan dolan ilişkiler silsilesi...v.s v.s
6. SON KISIM ( TAKSİMDEKİ CİDDİYET)
Bir sürü farklı farklı insan var. Her farklı insan için farklı farklı seçenekler var. Bir sürü garip şeyler, bu garipliklerin sadece bir kısmını görüyoruz biz. Kim bilir arka sokaklarında biz çok eğlenirken neler oluyo, kimler kimlerle ne konuşuyor ya da v.s v.s.. Garip şeyler bunlar bence yada bana öyle geliyoda olabilir ama olsun bu neyi değiştirir ki hayatımda, ya da benim böyle düşünmemde o gariplikler hep var oralarda.. Orayı seviyorum kafamı dağıttığı için, sevdiklerimle olduğum için, eğlenebildiğim için, alkol alabildiğim için ve oraya giderken ve dönerken köprüden geçip denizi izliyebildiğim için, giderken çoğu zaman yalnız olup dönerken yanımda biri olduğu için, o gerginliği , o enerjiyi hissetmeyi, orayı keşfetmeyi seviyorum aslında ben.
F.Berkay.A
-- Hani diyoruz ya " evren sonsuz evren uçsuz bucaksız " diye tamam öyle de ya bunun bir sonu hiç mi yoktur ki ?
-- Bir gün uyandığında dünyada tek başına kalmış olsan, bunu farkettiğinde ilk olarak ne yapardın acaba ?
-- Çok fazla şeyler öğrendik ya hani biz halada öğreniyoruz. Ya bir gün bunların hepsinin aslında yalan olduğunu anlasak ne düşünürdük acaba...
-- Niye her insanın sonu ölmek olmasına rağmen sürekli bunu unutuyoruz bundan daha önemli ne olabilir ki hayatta ?
-- Ya bizi gerçekten leylekler getirmiş olsaydı ?
-- Hayatımız boyunca mutlu olduğumuz anlar ile üzüldüğümüz anları toplasak en çok hangisi çıkar acaba ?
-- 5 duyu organımızdan bir tanesi hiç yaratılmamış olmasaydı nasıl bir hayat tarzımız olurdu acaba?
-- Ya da vücudumuzda ki organlardan bir tanesi hiç olmasaydı ...
-- 2012 de gerçekten dünyanın sonu gelicekse niye kimsede bir telaş yok ki niye inanmak istemiyoruz böyle bir şeye bunun olmayacağına nerden eminiz ?
-- Dünyada bana adı olmayan tek bir şey söyleyebilir misin ?
-- İlk insan konuşmaya başladığında ilk olarak ne demiştir acaba ?
-- Adem ile Havvanın ilişkisi ne boyuttaydı acaba ? Adem kıskançmıydı mesela..
-- Keşke doğduğumuz andan itibaren aklımız yerinde olsa hatırlarsak o anları neler anlatırdık kim bilir.
-- İnternet hiç olmasaydı hayatımızda ne yapardık ?
-- Bu kadar atasözü,deyim,özlü söz falan var bunları çıkartan hangi kafayı yaşıyodur acaba ?
-- Bir daha gelsen dünyaya ilk yapıcağın şey ne olurdu ?
-- bu bloğuma aklıma geldikçe devam edicem ...
Bu masalın karakterleri gerçekte olmamış ama hayal mahsülü olarak hep olucak karakterler. Senden, benden birazda onlardan bir karakter. Bu masal olayına çok fazla takık olduğum düşünülebilir aslında, belkide yapmaya çalıştığım fakat yapamadığım bir hikâye türü. Çok denedim güzel bir masal anlatıyım diye fakat beceremedim ben. bunun burukluğu var içimde, masalların çoğu hep mutlu sonlarla bitiyor diye biliyorum ya ben, ondan dolayıdır ki bu masallara merakım sanırım. İnan çok denedim güzel bir masal yazıp okuyup anlatmayı veya dinletmeyi kendimi ama güzel bir sonla bitiremedim hiç, zaten bitmediğinide gördüm kendi masalımda bile.
Her masalın bir kahramanı vardı ve ben hep o kahraman olmak istedim. Onlarmışcasına anlattım hikayelerimi ama sonunda gördüm ki o kahramanlar sadece masalların kahramanları ve onların gerçek hayatla hiç ama hiç alakası yokmuş. Anladım, geç oldu ama sonunda anladım. Ama vazgeçemem o çocuksu masalardan onlar çok farklı manalar ve anlamlar içerir çoğu zaman sadece anlattığın kişi onu bilir ve öylece saklı kalır içinde ve zamanla ne o masallar kalır geriye nede onu dillendiren kişiler. Aptalca ve aşırı derecede masumane olan öykülerin içlerinde derin manalar yatar anlıyan kişi için ama anlamıyana sadece sıkıntı verir ve çoğu zamanda uykusunu getirir, masalları çözümlemek zordur.
Sana bir masal anlatayımda oku. Bu anlatıcağım karakter bir kahraman değil aslında olamadı ama olmayı çok isteyen bir kahraman olma yolunda mücadele veren ve inanılmaz bir darbeyle masallardan elini ayağını çeken bir karakterin öyküsü internette dolanan bir masal belki okumuşsunuzdur. Neyse masal şöyle birşey idi.
Vakti zamanında bir çocuk varmış ve bu çocuk doğduğu zaman doğuştan gelen bir sorumluluk ve ilk olma sıfatını taşıyormuş ailesi içinde. Ailesi onu çok sever ve onun mutluluğu için ellerinden gelen herşeyi yapmak için canla başla çalışırlarmış. Bu çocuk büyürken ailesi ona bir kardeş hediye etmiş ve o çocuk kardeşiyle hergün ama hergün ilgilenmiş. Kardeşi büyüdükçe o çocuksu dönemlerini yaşamaya başlamışlar. Bazen kavga ediyor fakat birbirlerine en fazla 1 gün küs kalabiliyorlarmış ve işte öyle seviyorlarmış birbirlerini abisi o kardeşini okadar çok korumuş ve el üstünde tutmuş ki, kardeşii sayesinde abilik duygusunu, sahiplenme duygusunu, paylaşma duygusunu, kavga etme olgusunu, laf dalaşı v.s v.s gibi bir çok ilkini ve oluşumları yaşamış. Zaman içersinde artık abi ile kardeş arasında hiç bir şekilde kopmayacak bağ oluşmuş. Abi gene aynı abi , kardeş gene aynı kardeş kaldığı için. Bu abi kardeş bir çok şehir gezip bir çok insan tanımış ailelerinden gördükleri yada öğrenebildikleri kadarıyla topluma katılmışlar ve abi ilk başlarda kardeşini o kendi arkadaş ortamına almasada zaman içersinde kardeşide gelsin diye bir çok teklifte bulunmuş. Kardeşini herkes çok sevmiş ve onun muhabbetine hayran olduklarını dile getirmişler bu da bir abinin en hoşuna giden şeylerden biridir mutlaka ve abi artık kardeşinide çoğu ortama almış zaman içersinde kız arkadaş konuları, okul ve ders konuları, aile içi konuları, arkadaşsal konuları ve geleceğe yönelik yapılan planlar içersine girmeye başladıklarında ellerinde bir alkol kadehi olduğunu farketmişler. Artık birer yetişkin misali konulara objektif ve mantık çerçevesi içersinde yaklaşmaya başlamışlar taaa ki abi kendini birine kaptırana kadar. Artık abi biraz daha gönülü kaptırdığı kişi ile meşgul olmuş fakat hiç bir zaman sırtını dönmemiş ona, ve hatta sırf abisi o sevdiği kişiyi görsün diye abisinin yalanlarını saklamış ve gerektiğinde ona cebindeki tüm harçlığı vermiş. Yani aralarındaki bağ hiç bir zaman bırakın kopmayı, en ufak bir titremeye bile maruz kalmamış.Kardeş abinin hep destekçisi ve yanında Abide kardeşi için gözünü kırpmadan davranıcak halde. Abi biraz saf yoğun bir salaklık var tutturmuş seviyorum diye kardeşi onu hayretle izlerken abisi fotoğraflar çoğaltıp duvarlara asmış, mektuplar yazmış, süprizler hazırlamış çoğunu yapmış çoğu süpriz olmaktan çıkmış ve abi aşırı derece git gide bağlılık duymuş o kadar bağlanmış ki, hiç bir şekilde kendine engel olmamış herhangi birşey yaparken dahada güzeli dahada iyisi için hep çabalamış durmuş. Ee peki o sırada kız ne yapmış, sadece çocuk mu cabalamış ? Yok. Elbette kızda çabalamış elinden geldiğince imkanları kısıtlı yapabilicekleri sınırlı elinden gelenin "belkide" en iyisini yapmaya çalışma ama yeterli derece değil. Karşılıksız sevgi gösteren bir köpeği bile elini uzatıp hiç olmazsa başını okşar fakat bu kişi biraz daha acımasız biraz daha adaletsiz. Çocuk uğruna yapabiliceklerini kafasında tasarlayıp bir bir ona göstermeye çalışırken kıza , kız farklı davranmış ve çocuk o sırada sabredip biraz daha fazla alkol bazende abartılı derecede sigara kullanmış. Ve çocuk çok fazla alkolün günbegün alınmasınıda bu vesileyle öğrenmiş olmuş ve bu oluşan gerizekalı olgununda ne kadar kötü birşey olduğun farkına varmış ama sevmiş bir kere içmeyi.
Birden, beklenmedik bir zaman diliminde ayrılık olmuş. Çocuk bir yanda bitmiş, kız bir yanda bitik. Çocuk hemen sığınıcak bir gönül yuvası arayıp kardeşine ve ailesinin kollarına bırakmış kendini ama o ne kadar çabalasada onun gönlü aramış hep onu hergün çoğu zamanda an ve an aradan uzun bir zaman dilimi geçmiş ve o arada yaşanan bir çok olay, çocuk bir gün cesaretinintümünü kullanarak aramış o kızı. O zamana kadar kardeşi ailesi ve dostları yapma demesine rağmen isyan etmiş itiraz etmiş ve aramış başına geliceklerden habersiz. Uzun bir süre telefonda muhabbet etmişler ve birbirlerini görmüşler, Kız bir başka çocuktan yediği ağır darbenin etkisinde sürekli içinden ve dışından kendine yalanlar söylemekle meşkul bir kafa yapısına girmiş, kendine söylediği yalanlar etrafındanda duyulmuş ve inanılmış çoğu zaman. O çocuk, bir çocuğun kahraman olma yolundaki en büyük ve ağır taşını koymuş hem çocuğun yoluna hemde kızın gönüle. Kıza öyle bir darbe vurmuş ki, kız hiç kimsenin daha önce görmediği bir hal almış. O çocuk çok sevmiş onu diye inandırmış kendini ama çocuğun çevresi aynı şekilde düşünmüyormuş. Yani O ağır olan çocuk zaten hep böyleymiş ama işte onu çok sevdiğini düşünen kız onun sevgisini kendi içinde abartmış. Paylaştıkları ve yaşadıkları her ne ise kendini çocuğa çok kaptırmış ve onuda kendisi gibi zannetmiş. Fakat o ağır çocuğun arkadaşları o kızın olayı abarttığını biliyorlarmış velasıl çocuk aynı çocuk ama kız içinde abartı bir aşk yaşamış. Bu sırada bu bizim geriden gelen saf ve salak çocukta haala özledim kıl tüy gibi aptalca hayaller uğrunda yolunda devam ediyormuş. Bu çocuk yani kahraman olmak için uğraşan çocuk dayanamayıp bir kez daha görmek için çabalamış onu ve görmüşte. Kız onu güler yüzle karşılamış birbirleriyle şakalaşmış ve bazen eski günlerdeki gibi takılmışlar. Kız ne yaptığının farkında ama bu yaptığı şey ona mutluluk veriyor. Karşısında onu tamamen masumane seven o çocuğun sırf onun yüzünden acı çekmesi ve onun için birşeyler yapmaya çalışması onun zevk duyduğu bir konu ama o saf çocuk o kız için hiç bir anlam ifade etmiyormuş.
Gel zaman git zaman kız, bu salak çocuğun daha fazla acı cekmesine sebep olmadan bir karar almış ve " şimdi sen git ve uzaktan benim acı çekişimi izle "demiş. Çocuk tek bir cümle etmeden çekip gitmiş. Onu gene hatırlamış bazen gene özlemiş ama onun kendisine yaptığı terbiyesizliği ve bu adaletsiz acımasızca yaklaşımı ömrünün sonuna kadar unutmiycakmış Kızın bundan haberi olmamış çocukta söylememiş zaten ama bu sefer çocuk o kızı bir kerede silmiş ve adını bir daha ağzına almamış.Hafızasında ona dair ne varsa bir bir silmeye başlamış o günden sonra ve bundada gayet başarılı olmuş. Hayat, onun o saf o salak o masum kalbine bir merhem sürmüş ve tüm güzellikleri görmesini sağlamış. Çocuk tüm kötülüklerinden arınmış bir şekilde içine bir zehir gibi işlemiş olan o kızın vakti zamanında kendisi uğruna uğraşan, didinen, bir ümit bekliyen, ağlayan, acıyan, ve hala bekliyen o çocuğun şuan O olduğu görüp gerçek hakkın ve adaletin yerini bulduğunu görmüş.Bu mutlulukla çevresine ve onu sevenlere uzuuun bir süre neşe saçmış. Kurmuş olduğu hayallere adım adım tırnamış ve zorlanmış. Kimsenin " yapamaz " dediği şeylerin üstüne dahada yoğunlaşmış ve en sonunda kafasından herşeyi silip güzel bir hayata yelken açmış.....
İlk defa bir masalımı mutlu sonla bitiriyorum ve eğer şuan bu yazdıklarımıda okuyorsan eğer ilk olarak tüm yazıya gösterdiğin sabırdan ve zaman kaybından dolayı teşekkürederim. Bu kadar uzun ve sıkıcı bir yazıyı merak edip bitirdiğin için gerçekten meraklı bir okur falan olman gerekiyor :) çok saçma bir şeydi bu yazdığım çünkü bunların hiç biri olmadı ve aslı yok tamamen şuan kafadan uydurdum çok canım sıkıldı bi hikaye atıyım dedim. Sağdan soldan duyduklarımı birleştirdim uyarladım ve doğaçladım. Tekrar teşekkürederim okuduğun için yazdıklarım bittiğinde unutmalısın bu saçmalığı ve bana küfredebilirsin bunun içinmi çaldın zamanımı diye. Neyse çok uzatmıycam daha fazla. Siz siz olun böyle masallara inanmayın aslında masallar hiç olmadı o karakterler hiç olmadı. bye..
F.Berkay.A
İlgisizlik,
Sizin hastalığınız bu. Körsünüz,sağırsınız hepinizin propagandalarıyla gözünüzü boyladılar tanıdığınız herkese, evet tanıdığınız herkese haber vermek için koşmalısınız. Çok geç olmadan koşun ben kendim için korkmuyorum , ben artık birşey yapamıyorum. Ama siz, siz hala bir seçim yapabilirsiniz. Sadece hayatta kalmakla yetinmeyin.
Duyduğum, dokunduğum, gördüğüm, tattığım, kokladığım için var bu dünya.. Farkında olduğum için.. Kendim yazdım, kendim oynadım en başından beri.. O yüzden ki bir dünya yarattım, roller verdim sahnedekilere.. Sevdim; sevgilim, paylaştım; dostum dedim.. En derinimde hissettim; annem, kızdım da kıyamadım; babam dedim.. Geçer dediklerimi geçirdim.. Biter dediklerimi bitirdim.. Nefret ettiklerimi sildim, geçtim.. Gün oldu; silkindim, yeter dedim.. Geride bıraktıklarım hesap sormaya kalkmasın o yüzden bana.. Farkında olduğum için var oldunuz, vazgeçtiğim için bugün yoksunuz.. Bu nasıl bir cüret ki; bir başka hayata müdahil olma, umarsızca sorgulama, pervasızca yargılama hakkını bulur insan kendinde.. Haddinizi aşmayın ey faniler.. Ben yok olmayı kabullenirken, kar taneleri mütemadiyen ayak izlerimi kapatmaktayken, güneş bile her gün batarken, sizdeki ne arsızlıktır; silinmeyi dahi kabul edemiyorsunuz bir başka faninin zihninden.. Mezarlıklar, kendini vazgeçilmez sananlarla doluyken, yerin üstündeki bu şatafat da neyin nesi oluyor acep? Uğraştırmayın da dağılın hadi.. Dağılın ve gidin, ama bilin.. Suskunluğum asaletimdendir. Her lafa verilecek cevabım da vardır lakin, lafa bakarım laf mı adama bakarım adam mı diye…
Bu gün kar yok, yerde var ama görünürde yok. Ne zaman kar yağsa hep kaldırımlara üzülüyorum ben, en çok üşüyen hep onlar oluyo bütün yük onların omuzlarının üstünde kar yağıyor, geçiyor fakat kaldırımların üstünden hiç bir zaman eksik olmuyor kar...
Sen hiç sokaklarda kimse yokken sabahın köründe o boş sokakları izledin mi ? İstanbul okadar masum ki sabahları. Özellikle kış mevsimlerinde sokakta insan yok , yollarda arabalar birileri bir yerlere gitmeye çalışıyor ama uzaktan baktığın zaman sanki onlar orda olmak zorundalar gibi yani hep aynı arabalar aynı kişiler sanki daire çizip tekrar senin baktığın noktaya geri geliyor ve geçiyorlar gibi. Şuan istanbulun adaları gören bir semtinin içindeki eve ait bir pencereden bakarak yazıyorum bunları ve gördüğüm tablo bu. Bu saatler kuşların saatleri onlar da erkenden işe gitmek için uyanmışlar sanki onlarda bir yerden bir yere gidiyor üşenmeden, bu soğukta kalkmışlar sıcak yataklarından sanki...
Kar vardı ya hani artık yok onun yerine yağmur geldi. Yağmur kar'ın kız kardeşi gibi sanki daha masum daha sevimli daha çok seviyor insanlar onu , ama hepsi değil. Bu kızın bazen şımarıklığı tutuyor ve hareketlerinde genişlik oluyor ardından ağlıyan evsiz kalan insanlar.Kar daha sert, daha acımasız sizi üşütüyor ve gitmiyceksin bir yere oturucaksın burda diyor baskıcı ve kıskanç.
Işık yok güneş yok soğuk kapalı sönük ve dondurulmuş bir enerji var havada ve hava okadar soğuk ki ben dışarı bakarken düşünüyorum bu soğuğun derecesini ben içerdeyken yada biz o kadar çok canlı var ki dışarda ve hepsi o soğun içindeler şuan ve şuanda hatta hâla... saat 09:39
İnsan her uyuduğunda rüya görürmüş diyorlar. Bunu biliyor muydunuz ? Ben bir kaç senedir biliyorum bunun böyle olduğunu ve rüya görmenin çoğu zaman çözülemediği bir gerçek olduğu konusu üzerinde bazen aklıma abuk subuk şeyler geliyor. mesela çok uzun bir rüya gördüğünü zannediyorsun fakat en fazla süren rüya 2 saniye bile değilmiş. Çok garip bir zaman kavramı bence bu, o kadar olay gerçekleşiyor rüyanda ve birden uyanıyorsun uzun bir rüya gördüğünü zannediyosun ya işte o bile 2 saniye değil. Çok acayip bir durum ya benim aklım pek almıyo bu konuyu açıkcası.
Birde şöyle birşey var örneğin; rüyanda gördüklerin bilinç altındakiler mi ? gerçekleşmiş olanlar mı ? yoksa gerçekleşicek olanlar mı ? yani insan gerçekten rüyasında kendisinin yada bir başkasının geleceğini görebilir mi ? Bazıları der ya " ben bu olayı rüyamda görmüştüm " diye garip bazende bu yüzden dejavu oluyoruz falan garip bir olgu bunlar aslında değişik bir enerji şekli.Heleki bazı rüyalarımız ne kadarda gerçekçi oluyor yaa resmen yaşıyosun o anı ve uyandığında bazen "keşke uyanmasaydım" diyosun yada, " ohh be rüyaymış!" dediğin rüyaların oluyor.
Şimdi senden ( bu yazımı okuyan kişiden yani ) şunu istiyorum, sadece şunu düşün bak ; şuan mesela rüyada olmadığına eminsin uyumuyosun bilgisayarın başındasın birisi birşey yazmış ve sen onu okuyosun evdesin tam olarak bulunduğun ortamı düşün birileri arıyor seni telefonla konuşuyorsun yada birisi sesleniyor sana içerden müzik dinliyosun normal bir gün belkide bugün senin için ve bir şey oluyo normal devam ederken günününe birden uyanıyorsun ! meğer gerçek olarak zannettiğin o gün senin o 2 saniyelik rüyanın bir parçasıymış. Şuan ne kadar saçma birşey düşündüğümü düşünüyor olabilirsin haklısında bu benim bi kaç saat önce ve bir kaç yıl önce aklıma geldi aslında. Tek istediğim sadece bununda bir olasılık olabiliceği gerçeğini düşünmen. yani ya hakkaten öyleyse rüyanda hiç yemek yemedin mi ? rüyanda rüya bile görmüş olabilirsin değil mi ? Rüyanda ağladın, güldün v.s v.s yani gerçek hayatta yaptığın hersey rüyalarındada oluyor. Neyse bu çok şaçma bir fikirdi kabul ediyorum yani ben bunu düşünüyorumda başka biriyle yada birileriyle paylaştığın zaman ya saçma olduğunu düşünüyorsun yada ona saçma geliceğini düşünüyorsun sonuçta benim kafamın içindeki şeklini kelimelere dökemiyorum ne kadar dökmek istesemde bunu yeterli derece yapamam yani tam olarak kendimi ifade edemem sanırım.
Rüya görmek çok güzel birşey ama bence, iyi yada kötü bir şekilde rüya görmek farklı duygular ve etkiler bırakıyor insanın üstünde. Ben bir iki kere uçtuğumu gördüm mesela ikisinide çok net hatırlıyorum bir tanesinde uçma yeteneğim vardı diğerindede rüzgarın etkisiyle savrulmuştum ve yere düşerken uyandığımı hatırlıyorum fakat düşerken gerçekten korkuyor insan ya ve önüne geçemiyosun rüya gördüğünde " eveeet ben şuan rüya görüyorum "diye bilinçlenemiyosun, mesela uçtuğumda rüya gördüğümü farketseydim eğer, özgürce uçardım ""benim için tasarlanmış ve kurgulanmış olan rüyayı oynamaktansa"" ama hiç birimizin öyle bir seçeneği yok malesef. Fakat şöyle bir gerçek var genelde bilinç altınızda olan yada bastırmış olduğunuz duygularınızı, isteklerinizi, kafanızda tasarladıklarınızı, hayalini aşırı derecede yada üstünden geçerek kurmuş olduğunuz hayallerinizi rüyanızda görüyosunuz ya , yada çok çok alakasız şeyler. Hiç aklımdan geçmediği halde yada düşünmediğim halde rüyamda uçaktan atladım falan gibi mesela yani. Küçükken bir canavarın ( bu dinozor gibi bir şeydi sanırım) ben bisiklet sürereken beni kovalaması o rüyamdan uyandığım sıradaki kalp atışlarımı net bi şekilde hatırlıyorum.
Belkide rüya ile ilgili pek teknik bir bilgim yok diye kafamda şekillenen bir şey yok o yüzden aklıma bu tarz şeyler geliyor. Yani şöyle anlatıyım bu durumu 3-6 yaş arasında hiç bir eğitim görmemiş çocuğa "bana herhangi birşey çizebilir misin ? " dediğiniz zaman çocuk size çok farklı bir şey çizer beklemezsiniz ondan öyle birşey yada çok anlamsız bir şey cizer ve size o abuk subuk çizdiği resimi birde yorumlar şurda bu var burda şu var gibi bu da onun gibi şey sanırım teknik bir eğitimim yok rüya konusunda sadece çok farklı ve enteresan bir enerji olduğuna inanıyorum okadar ama rüya yorumla falan deseler saçmalarım belkide belkide mantıklı şeyler söylerim.bilemem.
Bu rüya konusunda çok fazla takığım aslında üstüne çok fazla saçmalayasım var ama uzatmak istemiyorum. Bu konu beynimde gereksiz bir yer kaplıyordu ordan buraya aktardım kafamın içinde yer açmış oldum. :).
Ayrıca şu sözüde bu gün duydum çok etkiledi beni ağır bir anlamı var gerçekten anlarsan.
Hayat asla sahnelemiyecek bir oyunun sonsuz tekrarından ibarettir. okuduğun için sağol.
F.Berkay.A
Enteresan bir durum bu aslında , ne yazıcağıma karar vermeden başladım bunları yazmaya fakat şuan aklıma gelen bir şeyden bahsetmek istiyorum...
Daha önce hiç Türk Sanat Müziğini anlamaya çalıştınız mı ?
çoğu zaman meyhanelerde dinlenilen ya da büyük aile toplantılarında ( ki bunlar çoğunlukla alkollü ortamlar olur) gerçi sizde öylemidir bilemem ama benim ailem alkol almayı sever yer yer, zaman zaman ortamına göre.. çoğu zaman misafirin yakınlık derecesine göre ilk başlarda çay pasta börek ile giriş yapan ev sahibi bizimkiler daha sonradan erkeklerin " yaa birer kadeh viski içeriz değil mi X ? demesiyle evdeki hanımların hemen o sofranın üstünü birden mezeler,bardaklar ve o ortam için gereken binimum araç gereç ve gıdayı hazırlamaları ( ki buda inanılmaz bir durumdur nasıl bu kadar pratik ve hızlı olabiliyorlar şaşırıyorum resmen )bu gerek bir bardak viski gerekse bir duble rakı ile başlanılan konuşma ve ortam birden " yaa dur ben bir büyük daha alıyim bu yetmiycek bize " şeklinde devam eder. Ordan hemen evin en markete gidebilitesi kuvvetli ve itiraz etmiycek olan bireyi seçilir ve direk ona birinci elden ricada bulunulur. Burda ricada bulunmanın sebebi alkolün etkisi normalde " kap gel oğlum" şeklinde geçen diyolog bir iki dubleden sonra " oğlum be bize şurdan bi büyük rakı alırmısın ? " şeklinde ricaya dönüşür ki bunuda yadırgamaz o zayıf seçilen halka. Birden türk sanat müzikleri açılır muhabbet ona göre değişir ve eşler kendi aralarında dikiş nakış konuşurken evin erkek bireyleri daha çok memleket,para,gelecek,çocukların istikbali ve bu tarz konuların çevresinde volta atarlar. Daha sonra evin en neşeli olduğu düşünülen küçük bireyi (çocuklar yani) üstünden espiriler yapılmaya başlanır ve o yönde devam eden muhabbet fıkraları fıkralar anıları anılarda eskiden yaşanmış komik ortak hatıları hatırlatır ve zamanın nasıl geçtiğini çoğu zaman erkek kısmı anlamasada bayanlar genelde çocuklarının uykusu gelmesi sebebiyle " X biz ufaktan...." diye sonunu söylemekten çekindiği belkide o an ki sessizlik ile sorumluluk almak istemediği için bu şekilde yarım bir cümle ile mesajını verir. X o mesajı " tamam hanım şu dublemide içiyim kalkarız saatte şu olmuş zaten " şeklinde destekler ve içten içe yavaştan kalkılcağının mesajını verirler. Ev sahipleri bu mesajı alır ve olayın farkına varıp direk gerek yarım ağız gerekse içten olarak " oturuyoruz be yenge yarın tatil zaten " şeklinde muhabbetten ve geçen zamandan keyif aldıklarını vurguluyan cümlelerle sessiz kalmazlar genelde.
Eskiden bu tarz durumlar ortasında kaldığımda , eskiden dediğim rakı ve viski içemediğim zamanlar içersinde bu çalan türk sanat müziğine bir anlam veremiyordum, nedense bana çok yavaş manasız eski türkçe ve açıklıktan ziyada daha çok sevgiliye manasal mesajlar veren sözler içerdiğini düşündüğüm için reddettim dinlemeyi taaa ki o ilk dudağıma değen rakı bardağına kadar işte o dakikadan sonra ben sormuştum babama yaa biraz türk sanat müziği mi dinlesek ? diye. O sırada babamın yüzüme tebessümle bakışını çok net hatırlıyorum. tebessüm etmesinin sebebi şu ; babam ud çalan biridir ve türk sanat müziğine olan aşkını onu tanıyan herkes çok iyi bilir. Aynı zamanda çok iyi bir jazz ve balad dinleyicisidir. Bu yüzden benimde bu yönde adım attığımı görmesi hoşuna gitmiş olmalı diye düşünüyorum ben. O akşamdan sonra oturup kendime bir müzik listesi yaptım içersinde babamın ve benim ortak dinlediğimiz şarkılar ne zaman oturup içmeye karar versek hemen o listeyi açarım o kendi kendine çalar ve biz tabir-i caizse demleniriz.
Çoğu insan her akşam içen insanları "alkolik" yada " Ayyaş, sarhoş, pis adam " şeklinde değerlendiriyor. Bende çok içen birisiyim gündüz yada gece yada sabah öğlen akşam farketmez canım ne zaman istiyorsa o zaman içen birisiyim ve bu hoşuma gidiyor. Allahtan kendimi kaybedip sokakta naaralar atanlar gibi olmuyorum bu da gerek benim ailemden almış olduğum sofra adabı gereğince gerekse kendi kendime bu doğrudur bu yalnıştır şeklindeki gözlem ve görüşlerim doğrultusunda oluşan bir olgu sanırım. Oturduğum sofrada eğlenmek bakî olmalıdır. Ustruplu içene sevgim ve saygım sonsuzdur fakat iki dubleden sonra ağzı burnu kayan ( bu cümlem ile konuşamamaktan ziyade saçmalamak ve anlamsız cümleler küfürler etmek)Dan bahsediyorum bu tarz kişilerle bir daha oturup içmemeye özen gösteririm fakat ortamda onlarda varsa kadehimi tokuşturup ona dikkat ederek içerim. Babamın söylediği bir cümle ki bunu herkes biliyodur babam her sofra kuruşumuzda bana tembihler " arkadaşını alkol sofrasında tanırsın oğlum içtiğin kişiye dikkat etmelisin" diye ve her zamanda bu cümleden sonra ekler " alkol masanda eğer çiçek olmazsa o masadan ve muhabbetten tat alamazsın " diye burda ki çiçek lafını umarım herkes anlamıştır bu yazıyı okuyan..
Son olarak şöyle bitirmek istiyorum bu yazımı. Yazdıklarım bir türk sanat müziğini duyuşumla başladı ve aklıma gelenleri direk yazmak istedim paylaşmak istedim burası ile belki çoğu okuyanlar için saçma gelebilir ama genede bence ve benim kafamdakini anlıyanlar için birazda olsa suratlarında tebessüm yaratıcağını düşünüyorum fakat şöylede bir durum var yazdıkça canım rakı istemedide değil hani neyse ben babama söyliyimde bir sofra kuralım bu akşam :) saygılar ..
F.Berkay.A
Bahçe kapısından sızdılar aralık kalmış neresi varsa hayatımın
Bünyede bastırılmamış ne kadar isyan varsa ordan
Daha asitli bir yalnızlık için dilek tutuyorum şarkılara
Sıradaki benim şansıma diyorum haberler başlıyor birden Benden hazin biçimde bahseden
Kumsalların istenmeyen kaç kum tanesi varsa önde gideniyim her tazzikli akışta
Gitme diye yalan bile söylerim, yerini söylerim ne saklamışsan kal diye
Bu yazı serin tutalım dıye çıplak tenlerde gece yarısı tatlı bir soğukluk olsun diye Her sevişme aramızdaki her üryan gelişme
Hem gidenedir bu şiir, hem gelecek olana o da biraz oyalanıp gider nasıl olsa
Hep haberler başlıyacak biliyorum hangi şarkıyı seçsem şansıma
şimdi şifa niyetine giriyorum sulara mavisine değil denizin sade tuzuna