Uzun bir aradan sonra tekrar yazmak… Yalnız bir dakika önce kendime şöyle bana ilham veren birkaç şarkıyı ardı ardına sıralıyım daha sonra başlayacağım yazıma… Evet şuan hazırlım sanırım gayet güzel bir liste yaptım kendime ..
Anlatmak istediğim konu ya da senle paylaşmak istediğim olay ilgi üstüne. Bu konunun hem kafamı kurcalıyor olması hem de son zamanlarda bu “ilgi” olayının çok fazla karşıma çıkması aklıma bir çok şey getirdi. Bu yüzden böyle çok geniş kapsamlı bir konuyu kendimce yorumlamak istedim yazacaklarımın hepsi “Bence” kelimesinin altına sığınarak yazdığımı belirtmek istiyorum. İlgi konusunda hepimizin sorunu olmuştur mutlaka aile ilgisi,kız arkadaş ilgisi, erkek arkadaş ilgisi, arkadaş çevresi ilgisi v.s genel konuşuyorum aslında ama kafamdaki konu genel bir ilgi yada ilgisizlik değil. Şöyle bir örnek vermek istiyorum çok sevdiğim bir dostum var benim onu en az kendim kadar severim hatta kendimi nasıl seviyorsam onu da o kadar sever ve tanırım. O’nun hayallerinde yarattığı bir karakter vardı. Bu karakter öncelikle doğal olacak her şeyi ile ama oturuşu, kalkışı, konuşması bir çok şeyi ile daha sonra içten olacak samimi olacak saçları böyle upuzun savurduğunda cennetin o bilinmeyen kokusunu saçan, dokunduğunda ona içinin ürperdiği, göz bebeklerinle göz bebekleri ortada kavuştuğunda kalp ritminin aniden normallerin üstüne çıktığı, sana dokunduğunda tüm hücrelerinin kıskandığı yüzünün güzelliğine bakmaya doyamayacağın, sana karşı söyleyeceği en ufak bir güzel sözde kendini dünyanın hakimi gibi hissedebileceğin yani tam anlamıyla kalbini bütünüyle doldurmasına tereddütsüz izin verebileceği bir karakterdi bu. Hayatının herhangi bir lüzumsuz evresinde böyle bir kızla tanışacağını tahmin etmeden hatta hayal bile etmeden öyle bir kız çıktı karşısına o arkadaşımın. Kendini birden çok çaresiz hissetti çünkü hayalinde ki “o” kızın gerçekten var olmuş olabileceğini düşünmüyorken resmen o hayallerinde süslediği ve tüm kafasındaki özellikleri o kıza yüklediği karakter çıktı karşısına. Fakat bu sefer çaresiz olduğunu hissetti, çaresizliği ya o kız bana bakmazsa benimle birlikte olmaz ise oldu. Kız ile yaptığı her muhabbette daha da çok etkilenmeye başladı. Kız anlatıyor o etkileniyordu. Kendisine sonra şunu sordu “ bu kızın bana aşık olması ve benim olabilmesi için ne yapmalıyım” buradaki benim olması lafına takılmayın o gayet masumane düşünüyordu bu lafı. Çünkü tek isteği onu sevmesiydi o kızın. Siz hiç hayal kurmadınız mı ? Şöyle birisi olsun hayatımda diye. Kurdunuz demi işte o arkadaşımın hayallerinde ki kız karşısına çıktı. Size bir şey diyeyim mi ? Ben o kız ilk çıktığında o arkadaşımın karşısına dedim ki ona “ o değildir aradığın acele etme bu kadar çabuk sevme, bak daha önce sevdin de ne oldu kimse kalmadı etrafında “ fakat beni dinlemedi ve ben bunları söylerken ona o çokta yol almıştı kendince, engel olamadım yapma etme diyemedim. Kafasındaki “ ne olur çok sevsin beni “ başlığı altındaki madde madde hareketleri ve ona karşı yaklaşımı onu iyice aşık etmeye yetti ve sonunda kendini iyice kaptırdı o kıza. Aralarında şöyle bir şey olmuş daha sonra bana anlatırken şaşırarak dinledim. Kızla henüz görüşmeden kızla aralarında bir yakınlaşma olmuş bizimkisi ısrar etmiş görüşelim diye hatta onun bir fotoğrafını ödevinde bile kullanmak istemiş bunu tüm içtenliğiyle kıza söylemiş fakat kız onu “ o senin ödevin saçmalama” diyince bizim bu çocuk bu duruma çok içerlenmiş içerlendiğini belli edince de kız direk “ seninle mi uğraşıcam bee “ diyerek çocuğa resti çekmiş. O kızın bu çektiği ağır resti bizim çocuk kaldıramamış ve şaşırmış o gece çok üzülerek uyumuş ertesi gün bir mesajla gözünü açmış. Mesajda kızın onu sinemaya çağırdığı yazıyormuş. E bizim çocukta dünden razı onu görmeye atlamış gitmiş ama kafasında olumsuzluklarla gitmiş. yok olmaz demiş kendi kendine telkinler vermiş. fakat bunların hepsi kızı görene kadar olmuş maalesef ona sarılmış ve sarıldığında saçının kokusu ve onun vücudunun varlığı onu tekrar etkilemiş. Tüm şaşkınlığı ve ona içten içe hayranlığı ile beraber filme girip izlemişler. İki aynı aile kafasına sahip insanın gidebileceği en manalı filme gitmişler. Bizimkinin heyecandan eli ayağına dolanıyor ne yapacağını bilemiyormuş. Hem heyecanlı hem de git gide ona kaptırıyor kendini. O sırada da kaptırmamak için tüm iradesini kullanıyormuş. Film bitmiş oturmuş muhabbet etmişler uzun uzun. Kızın ona bir bakışı onun bin dağılmasına sebep olduğu sırada çocuk artık iradesine yenik düşüp tüm olumsuzluklara rağmen onunla birlikte olması için varını yoğunu verir duruma gelmiş. Kalkmışlar ve evlerine gitmişler. o akşam telefonda konuşurken kızın ona aşırı derece yakın konuşması çocuğu hem endişelendirmiş hem de bir o kadar heyecanlandırmış. Ertesi gün artık birer sevgili olmuşlar. Çocuk yaşadıklarına resmen inanamıyor ve ölesiye şaşkınlıkla bakıyormuş. Hayalindeki kızla artık sevgiliymiş resmen. Kendinden o kadar emin ve sevgisine o kadar güvenmiş ki çocuk. O anlar kafasında hiçbir sorun yokmuş ve üstüne daha da mutlu daha da mutlu ve olmadığı kadar mutlu olmuş. Bir hafta boyunca hayalini kurduğu o kızla hayalinde ki gibi bir ilişki yaşamaya başlamış. Şehrin en kalabalık caddesinde elinden tutup, ona sarılıp, onun sıcaklığını hissedip gezmişler hiç gitmediği yerlere onunla birlikte ondan cesaret alıp girmişler oturmuşlar yemiş ve içmişler. Kız o kadar içten o kadar sıcak ki çocuk her hareketinde mest olmuş. Dualar ederken Allah’ına “ bozma mutluluğumu “ diye. Bir akşam hatta en güzel akşamlarından birinde çocukla kız evlerine gittikten sonra kızın” olmuyor yapamıyorum çok kararsızım sorun sende değil bende “ demesi çocuğun tüm bünyesini alt üst etmiş. Bu dayanılmaz bir kahır ve vurgun olmuş o çocuğa aynı zamanda da çaresizlik. Yardım dilenmiş arkadaşlarından hatta o zaman bana da gelmişti ne yapmam gerekiyor Berkay demişti. Yardımcı olamadım ben ona. Kaç defa eli telefona gitmiş fakat ne söyleyebilir ki yapacak bir şey yok. Arkadaşları onu dışarı çıkartmış kafası dağılsın diye fakat ben bilirim onu o kafaya taktımı bir defa ne yaparsa yapsın etrafındakiler ona “O”’dan başkası çare olamaz. Aramış konuşmuşlar o gece . Kızın ona “ Sen çok iyi bir insansın, her şeyin en iyisini hak ediyorsun üzülme tamam mı ? “ diye sorması çocuğu daha da bir çaresizliğe sürüklemiş.Hani yazımın başlığı ilgi ya, çocuk çok merak etmiş az mı ilgi gösterdim acaba bir yerde hata mı yaptım acaba diye, ama aklına en ufak bir şey gelmemesi onu bir o kadar daha parçalamış hele ki kızın ona telefonda üzülmesi ağlaması bunun tarifi yok sanırım. Ne hissettin o an diye sorduğumda cevap veremedi bana. Hayatınızda kaç kişiyi gerçek anlamda sevdiniz ? yada gerçekten böyle hissettiniz? yani onun için en en ama en iyisini vermeye hak gösterdiniz kendinizce. İşte bu çocuktaki de o sizin hissettiğinizin aynısı belki de ona göre daha fazlası. Ardından kız bir teklif sunmuş bizim çocuğa “ bırakalım zamana seni kaybetmek istemiyorum bize zaman yön versin” çocuk sırf o hayallerinde ki kızı kaybetmemek uğruna bu teklife olumlu bakmış ve kızın istediği gibi zamana bırakmış gene gitmiş yanına sarılmış ona tutmuş ellerinden anlam veremese de bu hareketlerine yinede onun yanında olması onu mutlu ettiği için ses çıkarmamış. Ve gel zaman git zaman abuk subuk bir takım konular çıkartmış kız karşısına sen ona şunu dedin o sana şöyle yaptı sen böyle dedin nasıl dersin nasıl yaparsın diye bir yığın ceviz kabuğunu dahi doldurmayacak konu ile çocuk başlamış kafa yormaya uğraşmaya. Ne söylese ne dese nafile kız bildiğini okumuş hep. Çocuk ne kadar öyle olmadığı söyleyip tüm ilgisinin aslında onda olduğunu söylese ve göstermeye çalışsa da kız bir kere takılmış o konuya o konu ile çocuğun tüm neşesini tüm ona karşı umutlarını mutluluğunu tüketmiş. Ne zamana bırakma kalmış ne de hayal. Çocuk her seferinde umut ederek ve hayal kurarak zaman geçirse de nafile ne yapsa olmaz bir hâl almış durum.Beklemiş beklemiş ve gene beklemiş sonuç yok. Kız onu her kafasına estiğinde rahatlıkla siliyor fakat çocuk onu bir türlü kafasından silemiyormuş.
Uzun bir paragrafın ardından bir yeni paragrafa geçiyim istedim. Çok fazla – miş li , - muş lu zaman kullandım farkındayım da bu anlattıklarım biraz geçmişle alakalıydı. Bu sıralar çocuk çok çaresiz,tükenmiş,yorulmuş ve artık umudu kalmamış ve bir o kadarda hala hayran o kıza. Ondan başkası aklına gelmiyor ve hatta baktığı her şeyde aklına o geliyormuş. Ama kızın öncelikleri farklı geleceğinde planladıkları çocuğa birer engel. Oysa ki, ölesiye sarılıp uyumak o hayaline, onunla birlikte bir güne uyanmak , onunla birlikte kocaman bir günü geçirmek onun ulaşmak istediği ama ulaşamayacağını bildiği bir hayalden başka bir şey değil. Şuan o emin o kız onunla birlikte hiçbir zaman olmayacak ona aşkım sevgilim diye sarılamayacak, eve dönerken yarın beni terk eder mi diye düşünmeyecek. O kız artık ondan gitti ve çocuk bunun bilincinde. Tüm yaşanmış yada yaşanmamışlara rağmen çocuk ona son bir sürpriz yapma hayalinde.Son bir veda sürprizi bu aslında. ona gösteremediği sevgisini küçük hediyelere sararak ve “aslında ben seni çok seviyorum” ‘u vurgulayıp hem hediye olarak hem hayallerinde ki kızı çok sevdiğini hem de artık ondan ümidini kestiğini belirtmek maksadıyla, kızı değil kendi akılındakini terk edip, çekip öylece sessizce uzaklaşacak bir hediye. Sonrası zaten unutulmaya yüz tutacak bir yüz,anılar,cümleler ve hatıralar olacak. Aslında ilgi sizsiniz, Her birimiz birer ilgi bağımlısıyız. İlgi görmek için her şeyi yaparız kaybetmemek için. “ O “ çocuk bu sefer sırf aklında “ iyi bir insan” sıfatını taşımak için bu hediyeyi sunacak. ve sonra hayatının geri kalanına o hayalindeki kızı unutmaya çalışarak devam edecek. O yokken ne yapıyorsa onları yapmaya devam edecek. Elini tutuğunuz insanların kıymetini bilmenizde çok fayda var. Ben sana burada bir arkadaşımın başından geçen kötü ama bir o kadarda rüya gibi olan bir olayı anlatmaya çalıştım eksik kısmı çok fazla ama bilmeniz gereken bu kadarı. O çocuk çok fazla üzüldü sizler üzülmemek için elinizden geleni yapın. çünkü ilgisiz olanda ilgi olanda sensin.
F.Berkay.A
Ne zaman evden dışarı çıksam bir yere gitmek için illa tekerleri olan birşeye binmek zorunda olduğumu farkettim. Daha önceden böyle bir şey dikkatimi çekmemişti çünkü, o zamanlar çorluda oturuyoduk ve çorluyu bilenleriniz anlar ne demek istediğimi orda bırakın taksi kullanmayı araba kullanmayı insanlar minibüslere bile sırf bir yerden bir yere giderken yorulmamak için, üşendiklerinden veya elbisem müsait değil falan gibi lüzumsuz sebeplerden dolayı taleb ediyolar veya hızlı ulaşım sebebiyle. Çorluda yaşadığım zaman zarfında münübüsü çok kullandım aslında bende diğer insanlar gibi ama nedense kim yürüycek yaa gel şurdan atlar gideriz şeklinde cümleler kurulduğu için bindik her seferin fakat binmesekte çok az bir mesafe yürüyerek eve gidebiliyorduk ki gidiyordukta..
İstanbul'a geldiğim zamandan beri daha hiç şurdan şuraya yürüdüm diyemedim. Aslında yürümeyi seven biriyim yürürken sıkılıyorum daralıyorum bazen sırtım falan ağrıyo çok yürüyünce fakat severim yani. Bir keresinde hiç unutmuyorum Can istanbula geldiğinde o zaman istanbulda ilk senemiz buraya çok güzel bir kar yağmıştı, Bostancı köprüsünün orda e-5 te kalmıştık resmen münübüsler tıklım tıklım çok hayret ediyorum o münübüse münübüsün içinin son zerresine kadar nasıl doldurabiliyolar vallahi büyük yetenek insanlardaki. Herneyse işte, baktık olucak gibi değil ben mi sordum Can mı sordu hatırlamıyorumda birimizden biri " yürüyelim mi adaş ? " şeklinde bir soru yönelttik ortaya ardından gelen " yürü lan durduğumuz kabahat " diyerek başladık biz e-5in kenarından o kar fırtınada yürümeye çok uzak bir mesafe değil bahsettiğim yer küçükyalı-bostancı arası işte ama kar var fırtına var soğuk falan var birde öyle düşününce baya zorladık ama güle oynaya gelmiştik eve kadar hiçte koymadı yani o yol. Sanırım tek uzun mesafem budur. Fakat bazen geceleri eve dönerken 3 4 5 civarı sabaha karşı münübüs yolundan eve kadar yürümek inanılmaz yoruyo bünyemi birde o saatte dönüyorsam mutlaka alkol vardır bünyemde öyle oldumu bitsin şu yol artık yaa diye acı çektiğim zamanların sayısı çok fazla hatta daha dün böyle bir olay gene başıma geldi.Neyse burda bahsetmek istediğim şey bu değil aslında,anlatmak istediğim şey "Toplu taşıma" araçlarının benim gözümdeki yeri ve öneminden bahsetmek istiyorum.
İlk olarak Araba : Arabalar her zaman ilk tercih sırasını alıyorlar bu yüzden aslında istanbulda trafik var. Fakat kimse kimseye sen niye araba alıyosun kardeşim zaten heryer vızır vızır araba kaynıyor diyemiyor. Ben bu araba kullanma ve arabayla bir yere gitme olayını biraz (yaşıtlarıma göre) geç yaşta kavradım ve istanbul gibi bir yerde öğrendim bu yüzden tabiri caizse trafiğe çıktığım an direk kendimi serseri bir minibüsçü veya çakal bir taksici gibi hissederek oturuyorum o direksiyon başında beni bu hale getirende malesef istanbul şartları ama şuna inanıyorum direksiyon başında show yapmıyorum yanlamak,gazlamak,makas atmalar falan bu tarz şeylerim yok adeta babam gibi kullanıyorum. En azından ben böyle düşünüyorum yani ki kullanışımı görenlerde gayet iyi kullandığımı söylüyolar onlarda benim şahitlerim olsun. Arabalar daha samimi ve daha içtendir ama en çok kendine ait arabası olan şahıslar trafikte sorun yaşarlar.
Taksiler : Bence taksiler can kurtaranlar gibidir. Uzak mesafe gitmiyceksen birazda keyfi davranıyorsan ya da başka bir seçeneğin yoksa taksiden başka taksiler her zaman iyidir. Daha güvenilir ve direk adrese teslimdir sadece cebinde yeteri kadar paran olsun.Taksiye bindiğin zaman bilirsin yürümiyceğini hiç tanımadığın bir adamla sanki senelik arkadaşınmış gibi gezer durursun. Kalabalık olarak bindiğim zaman taksiye bir muhabbet dönüyorsa arkadaşlarımla aramda hep şunu düşnürüm " acaba bu adam şimdi bizim hakkımızda ne düşünüyodur" ya da " yaptığımız muhabbeti nasıl algılıyodur şuan belkide birşey söylemek istiyor ama banane bee diye söylemek istemiyo mu acaba falan diye düşünürüm yani şöyle söliyim taksicinin beynindekini ben ondan daha çok düşünürken buluyorum kendimi. Taksiler çok samimidir fakat belli başlı kemikleşmiş standartları var. Mesela şöförün yanına oturan parayı verir,arabada sigara içilmez, istediğin kanal dinlenmez, şurdan burdan diye tarif etmek zorunda kalırsın, çok gezdirmesin lan fazla yırtılmıyalım herife diye sürekli tetikte olursun, yanlış bir yerden girdiğinde ses çıkartamaz inemezsin araçtan falan gibi belli başlı şeyleri var bence. Eminim ki, hepiniz taksiyle ilgili milyonlarca anısı ve komik olayı vardır. Benimde çok oldu öylede amacım sadece araçları anlatmak o konuyu bir ara oturur muhabbetini yaparız güleriz :).
Sarı Dolmuşlar : Bu sarı dolmuşlar toplu taşıma araçlarının arasında en asisidir en nazlısı en böyle Ben diyenidir burnu havada gezer bunlar biraz dışarda gördüğünüzde dikkat edin bak böyle "çok asilim ben benim müşterim çok özel hahaaayt" diye giderler bir yerden bir yere. Taksinin abisidir bu sarı dolmuşlar, dışardan öyle gözükürler yani. Sarı dolmuşlar direk net bir para ile çalıştığı için direk paranı verirsin ve seninle birlikte o parayı veren insanlarla o dolmuşun içindeki insanlar artık böyle ailenin bir ferdiymişcesine samimi gelirler sana. Kafan ayıkken seni alır götürür eğlenir içersin sonra kafan güzel binersin seni belli bir yere kadar durmadan götürüp bırakır. İlk başta herkes gelsin öyle gidelim felsefesi güden bu dolmuş çok dosthane bir tavır sergiler etrafına karşı onuda bekliyelim bakın bir kişilik daha yer var burda şeklinde davranarak insanların kalbini kazanır. Kesinlikle taksi gibi bencil değildir yani. O koltuklarda oturması gerekenler gelene kadar bekler ve beklerler. Grup olarak hiç binbiniz mi bu sarı dolmuşlara bilemiyorum ama bir gece arkadaşlarımla birlikte resmen bir tane sarı dolmuşu biz doldurmuştuk işte o zamanlar dahada bir çok seviyor insan dolmuşu ve şöförü. O zaman gene böyle çakır keyif olduğum bir zamandı ve ön tarafta ben oturuyodum şöför osman abi sanki yıllardır benim abim ve beraber bi taksim yapmışızda eve dönüyomuşuzcasına bir ortam vardı o dolmuşun içinde ve hiç unutmuyorum o mutluluğa ve sevinçe ben o akşam biraz şımarıkta eklemiştim ve resmen ön koltukta " Osman abim bu dansım senin için" diyip arka tarafa dönüp kolbastı oynamıştım. Hepimiz gülmekten geberiyoruz osman abi güldükçe ben daha çok oynuyorum falan inerken artık resmen yalvardım abi gel bi çorba içelim bi yerde diye " dönmem lazım berkayım" dedi." Abi büyüksün" dedim ve hatta osman abim sağolsun araçtaki bayan arkadaşlarıda evinin önüne kadar bırakmıştı. işte böyledir sarı dolmuşlar abidir onlar yaa bencil değildir asla :)
Minibüsler : Kendi adıyla bir araç bu kadar tezatlık oluşturur ya. Ben hiç bir minibüs'ün hatten mini olduğunu düşünmüyorum açıkcası. Çünkü, Kapı açıldığı anda önünüzde dışarı insan fışkırıyor resmen. Asla boş yer olmaz bırakın oturucak yer bulmayı nefes alabiliceğiniz kendinize ait dudağınızın önünde bile boş bir alan bulmak çok zor oluyor bazen. Minibüsler ucuz bir ulaşım bedeli olduğu için halkın gözdesidir vazgeçilmezidir. Fakat minibüsçülerin bunun farkında olması ve resmen trafikte bir serseri gibi kullanması artık yardırganmaz hale gelmiş durumda. Minibüsçü, sollar,sağlar,ortalar,yanlar,fırlar,gazlar,ışıklarda fazla takılmazlar,müşterisine aşırı derecede aşık olduğu için onlar için heryerde durur fakat ayrılık zor olduğu için istediği yerde bırakmazlar, tornavidası olmayan kişileri minibüs şöförü mülâkatında bırakıyorlar zaten, araçlarına aşıklardır bu şöförler gerek müzik tesisatı gerekse binumum spor araba stickerlarıyla donatırlar, Direksiyonlarına yapıştırdıkları o mermerimsi mi diyim böyle parlak gri beyaz değişik bir anlamı olmayan kağıtlara hastadırlar,o kağıtlardan direksiyonunda olmayan minibüs şöförü ne halktan ne de diğer meslekşatlarından saygı görmezler zayıf kalırlar.Gençtirler ve asidirler kadın erkek yaşlı genç hamile engelli demeden her müşterisini kendi öz kız arkadaşı gibi görür ve hepsine "bak işte ben böyle asii araba kullanırım" mesajını vermekten katiyen çekinmezler. " arkadan vermeyen varmı ?", "evet ücretini uzatamayanlar bi zahmet" "Arkalara doğru ilerliyelim", " ablacım bak orda boş ver var" "otur şöyle abi polis var ilerde" eğil abi biraz görmesin polis" diye verdiği komutlarla o "dıptısss" diye kapanan kapıların içersinde hükmünü sürer. Kesinlikle trafikte yaptıkları bir aksilikte onlar hatalı değillerdir ve bunun böyle olmadığını anlatmak içinde problem yaşadığı kişi iki üç laf ile daha sonra küfür ile baktı anlamıyo direk şahsı döverek gayet güzel kendilerini ifade edebilirler. Sıcak kanlıdırlar onlar " tamam abla çıkmıyosa sorun değil" der yada " varsa bi şu kadar daha alıyım" diyerek paranın aramızda lafı yok maksadımız gezmek tozmak a dostlar" imajından ödün vermez. Sol üst taraflarında yakın mercekli bir yuvarlak ayna bulunur bunun maksadı hem boş yer varmı yokmudur hemde şu binen kız varya hani heh işte onu kesmektir. O kız tesadüfen ona baksın ve o onun bu bakışını yakalasın anında gazlar ve 5 saniyesini düşünmezler çok kral adamlardır bu aracı kullanlar. Kız arkadaşı gibi gördüğü her binen müşterisiyle "hız yapıyosun" şeklinde ve ya " yer kalmadı daha nereye alıyosun" tavrı gösteren kız arkadaşına (müşterisine) geri adım atmaz ekmek parası felsefesini yaratarak beyinlerde, gerçek bir anadolu çocuğu modeli sergilemekten kendini geri çekmez. Kavga eder, kızar bağırır küfreder ama ablacım abicim teyzecim şeklini asla bozmaz saygılıdır o kız arkadaşına karşı. İstediği yerdede indirir dönüp arkasına basmaz fakat kızgınlığını veya tribini vites atarken yada attıktan sonra vitesi o elini serbest bırakışı onun klasik bir tavrıdır. Bazı camlarının bilerek kilidi yoktur yada açılmaz falan sebebi tamamen müşterisini düşündüğü için camı acıpta sarkmasın dışarı kolunu bacağını çıkarmasın diye. Nefessizlikten geber fenalık geçir orda ama camdan sarkma ihtimalin daha tehlikelidir risk alınamaz. Sırf senin için birbirleriyle kapışırlar yolda asi ve sert tavırlarını diğer düşmanlarına gösterirler ama canları sıkıldımıda karşıdan geleni durdurur yolun ortasında doya doya muhabbet ederler arkadan korna çalan insanlar onları çok sinirlendirir ve tavırlarını gene vites değiştirerek gösterirler. Yanlarında oturan ( para akışını sağlıyan kişi) genelde onların kankalarıdır son model cep telefonu kullanır ve her daim konuşucak bir muhabbet onlarda mevcuttur. Güvenilirdir parayı sayar üstünü verir ve söz sahibidir. Eğer ki, şöförün hemen arkasında bir kız oturuyosa muhabbeti o kıza bakarak şöföre anlatırlar o kız onların olabilitesi en yüksek kız arkadaş potansiyelini taşılar. Genç iseler saçları yapılıdır o saçı yapmak emek ister sanat ister ve yürek ister. Kısacası minibüsler aslında mini değillerdir içlerinde kocaman bir dünya barındırırlar siz yeter ki yaşamasını bilin. :)
Halk Otobüsleri : Bu toplu ulaşım aracının seninle hiç mi hiç bir alakası yoktur. " ben gidiyorum kardeşim geliceksen gel" tavrı vardır genelde. Seni beklemez ve seninle hiç bir konuda muhattap olmaz, çeker gider arkasından koşsanda bağırsanda artık o gitmiştir. Bir başka sevdaya yelken açmaktan başka şansın yoktur. Basarsın akbilini,pasonu gider oturursun yerine oturamıyosanda arkalara doğru ilerlersin hatta ilerlemek zorundasındır. Bu belediye otobüslerinin bazıları iki katlı bazıları extra uzun bazıları eski, bazıları yeni, bazıları özel olduğu için hep böyle prezervarif isimleri gibi olduğundan dolayı bindiğinde güvende hissedersin kendini. Bazılarının istikâmeti senin evinin önünden geçer ya işte en çok sevdiğin odur hepsinin içinde. Hepsinin kendine ait bir ismi vardır yada msn nicki tarzında 21U 14KS falan gibi bunlar daha çok memleketçi takılanlardır yani mesela tekirdağın plakası 59 ya onun gibi - bu otobüs nereye gidiyo ? - hangisi 21U mu ? - evet abi. - Uğurmumcuya gider bu. yani bu şu demek oluyo "ben uğurmumcudan başka bi yere gitmem arkadaş varsa yoksa orasıdır benim için ben uğurmumculuyum yaa benim toprağım orası arkadaşım sen ne diyosun " gibidir mesela anlatabildim mi ? :) yalnız bunuda böyle sormam çok gerizekalıca oldu hayır anlatamadın desen içinden vericek cevabım yok yani neyse konu dağıldı :) ne diyodum hah memleketçilik olayı, benim resmen aşık olduğum otobüsün nicki 17L dir. 17yim daha asi takılıyorum bu alemde istediğim saat kalkarım ben gibidir. Aynı zamandada askeri lojmana girdiği için böyle bir asker çocuğuymuşcasına etrafına naralarda bulunur.Sessiz sakin takılır ama yol boş olmaya görsün direk o içindeki 1 fast 10 firius tavrı doğar.Bastıkça basar gaza hele ki lojmana girmeye görsün. Lojmanda artık evinde gibi hissettiği için azami hız sınırı 30 olan lojman hudutlarında durakta birisini indirmek maksadıyla bile 30'a asla düşmez. Hiç bir çocuğa evde oynama git dışarda oyna orası daha güvenli diyebilir misiniz ? bunuda öyle düşünün işte. Hastasıyım 17L'nin kim ne derse desin kadıköyden beni alır sağolsun evime kadar bırakır hani utanmasa çekinmese üstümü bile örter yani eve girince. Tek derdi vardır 17L nin oda onun ikizi olan 17 numarayla karıştırılmak bazı yaşlı amcalarım teyzelerim veya yorgunluktan dikkat dağınıklığı yaşayan şahıslar tarafından L si gözükmez ve pendiğe giden otobüs zannedilip binilmesinin ardından küçükyalı sapağında birden ( en arkada oturuyosanız eğer) birden bi hareketlilik başlar otobüsün içinde, yanlış binenleri şurdan anlarsınız, ışıklarda küçükyalıya dönmek için bekliyen otobüsün içinde önce o yanlış binenlerin kafaları seri bi şekilde önce arkaya sonra öne sonra hızlıca sağa ve sola dönmeye başlar. Sanki otobüse binmeden önce bayıtılmış "Nerdeyim lan ben " diye bakarlar etrafına halbu ki 3 saniye önce yolu arabaları izliyodur falan. Sonra ilk olarak ona bakan ve mümkünse en yakın bir yandaş arar kendine " bu alemin tek fifisi benmiyim lan bir ben mi yanlış bindim buna yoksa? " diyerek. Eğer varsa öyle biri sırf ona sorup "bende sendenim merak etme" mesajı vermek için " ya bu pendiğe gitmez mi? diye bir atılımda ve kendini gösterme hareketinde bulunur. " Bilmem ki 17 değil mi yaa bu " diyerek etrafa sesini duyurur ve etrafını kesmeye devam eder. Benim canım türk halkım kalbi tertemiz olan asil türk kardeşlerim hemen duruma el koyar ve " siz yalnış binmişsiniz..." derken bu ümitsiz cümleyi asla böyle bir çaresizlik gibi bırakmaz ve problem halden kurtarıp çaresinide devamına ekler "siz bu durakta inin arkadan gelen zarttiri zurta binin onlar gider pendiğe" diyerek adeta gönüllere su serper. Bunu duyan ve genede dikkatsizliğini ve halk içindeki baskıdan dolayı kendini "salağım lan ben " pozisyonunda hisseden o tonton amcam ve garip elleri hamur hamur olan teyzem birden yerinden kalkıp sonra sanki onu bayıltan şöförmüş gibi "bu bana tecavüzde etmiştir" mantığıyla yavaş yavaş ama kendinden emin bir şekilde yanına kadar giderler çok yaklaşmaz ve uzun cümle kurmazlar. " Pendikten geçmiyomusunuz? " bu ürkek sorunun tek cevabı "bu 17L yanlış binmissiniz" dir. 5 dakika önce umut veren bir vatandaşın ardından şöförün onun dikkatsizliğini yüzüne vurması onun morelini bozar ve o bozuk moralle canı sıkkın bir şekilde iner otobüsten ilk durakta. Eğer, duraklarda hızlıca inen ve indiği gibi gelen arabalara bakan birilerini görürseniz lütfen o c'anım şahsı üzgün yorgun çaresiz ama umudu olan birisi olarak bilin. dip not eklemek istiyorum bu paragrafıma yukarıda tonton amca ve elleri hamur hamur teyze derken hepsi için demiyorum bazıları gerçekten adamın ciğerini alır içine badem koyar. bu dediklerim istisna karakterler :) işte böyledir belediye otobüsleride ağır abi gibi ama daha çok halktan birisi :)
Özel Halk Otobüsleri : Bu otobüs şekli sanırım adından dolayı kendini farklı bir kefeye koyar. Ben diğerlerine benzemem sizler benim için çok ayrı insanlarsınız hepinizi tek tek çok seviyorum ben, benimde halktan taraf bi yanım var diye usulca sokulurlar insanlara. Bu tarz otobüste, şöförden çok muavin sıfatı taşıyan karakterler çok önemlidir. Otobüsü kullanda,parayı organize edende, içerdeki dağılımı sağlayan ve halkı birbirine yakın tutmaya çalışanda odur herzaman. Büyük görevleri vardır ve tüm tantanayı ya onlar çıkartır yada onlar çeker şöförleri her zaman objektiftir ve ne muavinle ne senle muhattap olmaz iki tarafıda dinler öylece. Sana bilet verir muavin ve sen kenidini özel zannedersin. Gerçi istanbuldaki otobüs muavinleri çakal oldukları için bilet vermiyolar aslında bunun suç olduğunu biliyosunuz demi ? yani o bileti almak zorundasın polis çevirse gösterin biletleri dese parayı verdiğine dair bir belgen yok elinde muavinde vermedi dese bi hak idda edemezsin yani herneyse konumuz şuç ve ceza değil şimdi o benim konum değil zaten zerre anlamam hukuktan da hukukçudan da :) bu kocaman otobüslerin (eğer ki boyunuz 1,94 civarınaysa) şöyle bir avantajı ve dezavantajı oluyor. Avantaj olarak, istediğiniz her yerden tutunabilir veya destek alabilirsiniz ani frenlere karşı dezavantajı ise normal kilonuz 90 civarındaysa ani bir frende resmen 200 kiloyu tutmak zorunda kalırsınız. Frende anlarsınız kimler akrabanız kimler karınız veya gay misiniz veya çocuğunuzun annesi hangi kadın adam falan gibisinden veya sizde birinin çocuğunu taşımak zorunda kalıyosunuz gibi durumlarda söz konusu malesef o yüzden otobüslere binerken durduğunuz alanı iyi belirlemeniz lazım mümkünse sırtınızı** camlı kısımlara verin :)) 200 kilo taşıma olayıda boyu yukarıya yetişmeyen veya sağdan soldan tutunamayan teyzelerin ve çocukların toplamı artı senin kilon falan yani :) neyse buda böyle bişi işte bencesi :)
Vapurlar : Vapular her zaman elit kesime hitâp ediyoruz biz tavrı sergilerler ve nedense genelde hep genç çiftlerin ulaşım aracıdır. Bir kız bir kız arkadaşıyla vapurda gönlünce eğlenir. Bir erkek bir erkek arkadaşıyla rahatça muhabbet eder eğlenir. Ortamı daha samimidir manzaralıdır bir kere yani ötesi yok. Turistlik bir araçtır fotoğraf makinen varsa paso çek dur. Otobüste minibüste bunu yapanı görmedim ben herkes vapurda çıkartır fotoğraf makinesini. Martılar zaten en eğlenceli kısmıdır vapur anne ördek martılarda onun peşinden fotoğrafı çizerler her zaman vapurun tek dostu martılardır zaten. Vapurun anlamı direk karşı taraftır ya da adalar. Ama çoğunlukla karşı taraf. İnişleri binişleri en stresli olan toplu taşıma araçıdır kendisi. Ama binersin vapura hava güzelse gece gündüz farketmez oturursun dışarıda yaslarsın kafanı arkaya kaparsın gözlerini o rüzgar vapur sesi martıların kanat sesleri dalgaların sesi bütün yorgunluğunu alıp karşı tarafta harçaman için sana enerji verir. Evine dönerkende böyle bi mahmurluk çöker üstüne vapurda evet hadi eve gidiyimde uyuyim artık dersin. Bazen hüzünlenir bazen çok eğlenirsin gariptir vapurlar uzun bir yere seyahat ediyormuşcasına gider durursun. umarım bu salakça yazım sıkıcı gelmemiştir okuyan için. Ben yazarken bayaa eğlendimde artık başım ağrıdı ulan :) neyse Şuraya kadar okuduğun için teşekkürederim sevgili okurum büyük sabır ister bu kadar saçma yazıyı tek solukta okumak seni canı gönülden tebrik ediyor sevgi ve saygıyla selamlıyorum :))
F.Berkay.A
YOU WİLL VİSİT HERE FOR MY SOME WORKS THE LİNK : http://www.twitpic.com/photos/FBerkayA
Bazen bazı insanlar dönemlik bazı dostlarına daha yakın oluyolar sanırsam ya da bu durum sadece benim başıma gelmiş bir durum oldu. Tolga ile tanıştığım zaman sürekli beraber vakit geçirdik bu süre zarfında o kadar iyi tanıdık ki birbirimizi birbirimizin birbirimize karşı dürüst olduğunu ve yalansız dolansız bir arkadaşlık kavramına başladığımızı farkettik sanırsam. Bostancıda,Caddebostanda,Taksimde,Küçükyalıda,Kayışdağında,Yakacıkta,Silivride ve İstanbulun binimum yerlerinde gezmişliğimiz oldu. Tolga sayesinde de bir çok yer keşfettim ve öğrendim. Bu zaman diliminde o kadar fazla anımız ve hatıralarımız oldu ki 3 4 senedir tanışmışlığımıza rağmen, koskoca bir istanbul kadar anımız birikti biraz bunlardan bahsediyim istiyorum...
Tam olarak nerde nasıl yada kim sayesinde tanıştık o kısımlarını hatırlıyamıyorum aslında pekte önemli değil o kısmı önemli olan tanıştıktan sonrası esas önemli nokta orası. Tanıştıktan sonra ilk yakınlığımız sanırım murhpies midir nasıl yazılıyo bilmiyorum orda dahada bir yakın olduk biz bir arkadaşın doğum günü için geldik, tolgada orda bir arkadaşının doğum günü sebebiyle ordaydı derken ordaki ufak çaplı muhabbetimiz birden bize kapı açtı okulda yaptığımız muhabbetlerlede bunu destekliyip okul dışı hayatımıza yansıttık. Bizler artık okul arkadaşı olmaktan çok aynı mahallenin çocuklarıymışcasına takıldık. Yediklerimiz ve içtiklerimiz artık ayrı gitmiyo ve bu durumdan inanılmaz hoştun biri olarak kendimi çok şanslı sayıyorum böyle adamlara sahip olduğum için böyle dostlarım kardeşlerim olduğu için sırtım yere gelmez benim diyorum. İstanbul bana çok şey kazandırdı bir kez daha teşekkürediyorum ona...
Son 1-2 senedir o aynı mahallenin çocukluğundan çıkıp direk aynı ailenin ferdleri misali oluşumuzun mutluluğu daha farklı tabi tolga sayesinde de çok eğlenceli kardeş sıfatını üstünde zaten taşıyan adamlarla tanıştım,aileler tanıdım çok güzel dostluklar edindiğimi düşünüyorum. Bunlarıda zaten okulda yemek arasında servis beklerken servise giderken eve dönerken kapı önünde sigara içerken ki muhabbetlermiz destekliyor. İnanılmaz insanlar hakkaten özellikle akif çok başka adam sanki yıllardır tanıdığım çocukluk arkadaşım falan gibi anca bu kadar benzer bir kafa yapısı.Herneyse, zaman bu şekilde sürekli akıyo biz gülüyoruz eğleniyoruz henüz bir dert paylaşımı ortamı olmadı ama bu kadar çok gülen ve güldüren insanların dert paylaşımlarıda bir o kadar yapıcı oluyodur bunada inanıyorum.
Tolganın yeri bende çok başka emeği çok var üstümde geceleri eve kadar bırakması bile bana yeter yani. Sürekli beraber vakit geçirelim istiyorum ama bu her zaman mümkün olmuyor malesef, ama genede birbirimize vakit ayırıyoruz her şekilde. Şunu söylemem gerekirki sizleri çok seviyorum dostlarım kardeşlerim sizler benim 2.ci ailemsiniz bunu unutmayın ve bilinçsiz yaptığım ya da yapıcak olduğum gerizekalı hatalarım yüzünden beni yargılamayın asla ve sakın! sizleri ne kadar sevdiğimi zaten biliyorsunuz.Hepinizin yeri bende çok başka. Sayın Tolga Bakmaz efendi sevildiğini bil boboocum bunlar içinden gelenlerin binde biri kadar bile değil.öpüyorum göbeenden :)
Burdur sene 1991 aralık ayında bı gun 4 yasındayım annemler hastaneye gıtmısler ben neden evde kalmısım bılmıyorum bırden dısarı fırladım apartmana en asadan bagrıyolar berkaaay gel bak kardesın gelıyo koş berkay koş bak kardesıne dıye sevıncten heycandan sesın yukardanmı asadan mı geldıını anlaymıyorum bı yukarı bı asagı bakıyorum ve sonunda bana dogru gelen annem ve kucagında kucucuk bısey çarşafların arasında eve gelıyoruz bı bakıyorum mınıcık cırkın bı bebek :) öyle bı hıssedıyorum kı sankı bana alınmıs gıbı hıssedıyorum o an cok hosuma gıdıyo cok sevıyorum onu onun daha gozlerı acık degıl ...okadar tatlı okadar sevımlı bı bebek kı o hep uyuyo ben hep ızlıyorum onu yavas yavas buyuyo gunler gecıyo ben anlıyorum kı o benım bırıcık kardesım herseyım hayattakı tek dayanagım tek guvencem Atılay'ım ...
zaman gecıyo bız buyuyoruz bız buyuyoruz bırbırımızı daha ıyı anlıyo daha cok destek oluyoruz ..benım ıcımdekı kardes sevgısı senın ıcınde abı sevgısı ve aılemızın bıze ogrettıklerı hersey bırbırını tamamlıyo ve bız her daım her konuda bırbırımızı hıc yalnız bırakmıyoruz hatta bırakmak degıl hıssettırmıyoruz bıle... en kotu zamanımda en cıkmaza dustuum zamanda "yaa abı ver telefonu ben konusıyım ben halledıyım "demelerın boşver ati yaa dedıımdede ıkı uc espırınle benı dunyanın en mutlu huzurlu yapan ınsanı oldun ..sana teşekkurbıle edemıyorum cunku tesekkuredıcek okadar cok seyım var kı sana karsı tesekkuredıyorum demek sanırım az kalır hepsının yanında...
senın telının bı tanesıne gelıcek zarar benım ıntıhhar sebebımdır kardesım benım sen benım hayattakı tek destegım tek umudumsun...
her kavgamızın sonu tehtıdle bıter kuserek ayrılırdık odalarımıza ama olması gerektıı gıbı ıkı gun sonra yada bı gun sonra belkıde 10 dakka sonra sınırler yatısınca dırek len atı dıye gırdıım cumleler abı yaa dıyerek basladıın cumleler kulagımda sen belkı hatırlamıycaksın ama senınle bı kere lojmanın on kapısından asaga dogru ınerken sana bıseyler soyledım.. unutmaman ıcın tekrar yazıcam buraya...
Hayatta ne olursak olalım nerde olursak olalım ne durumda olursak olalım sen benım tek kardesımsın sen benım tek varlıgımsın senınle hıc bı zaman kanlı bıcaklı olamamam bunu aklıma bıle getırmem cunku hayatta yasadıım surece sen en ıyısıne laık olucaksın bende bunu saglamak ıcın gerekırse kanımı canımı verıcem cunku sen gercekten hak edıyosun en ıyısını ...farkında olmadan yaptıgın fedakarlıklar ve bana verdıgın destekler okdar guzel gunler gecırmeme sebep oluyo kı anlatmam ama bı yandanda ıcım buruk oluyo ama ılerıde buyuk adam olduumda senın buyuk adam olmanı ızlıycem ve destek olucam söz verıyorum sana kardesım benım...
kucukken okadar sırın bı cocuktun kı anlatamam hala resımlerıne baktıımda ne kadar tatlı bı kardesım varmıs dıyorum cok sanslıyım zaten arkadaslarım hep senı begenırlerdı cok yakısıklı olcak bu cocuk dıe :) sımdı sana sırınsın dıyemıyorum cunku o faslı cok oldu gecelı sen :) sımdı sana hakıkkaten yakısıklısın dıyebılırım hemde cok yakısıklısın masallah Allah nazarlardan korusun ..abısıne cekmıs gıbı bı yausak espırıde yapmıycam merak etme :)...
Benım ıcın TEKsin atim unutma !!! bu abın nefes aldıı surece senı hep cok sevıcek unutma bı gun bızde gocup gıdıcez ozamanda sevıcek bunu tum kalbımle soyluyorum .....
ASLAN KARDESIM BENIM , TEK KARDESIM ,HAYATTAKI TEK DERT ORTAGIM DOSTUM YOLDASIM AILEM SEVINCIM ...ABİN SENI COK SEVIYO KARDESIM UNUTMA...!!!
Hayatta her insanın karşısına her zaman iyi insalar çıkamayabiliyor bazen fakat, çıktığında ve hele bir de senin gibi biriyse işte o zaman sırtı yere gelmıyor ...
Bu zamana kadar yani seni tanıdığımdan bu yana hiç sırtım yere gelmedi hacı yatmaz gibi dolanıyorum ortada sayende :) her geçen gün daha da iyi anlıyorum daha da iyi öğreniyorum kalbindeki temizliği yüreğindeki bolluğu içindeki sevgiyi saygıyı ...
işte bu yüzden bence ismin sana cuk diye oturmuş bundan hiç kimsenin şüphesi olmasın sen bile bazen diyosun ya bende mi sorun diye seninle alakası yok 4'4lük adamsın aksini söyliycek varsada seni tanımamış derim. Sayısalı tutturduğunda neler yapıcağını anlatman, hayallerin, istediklerin, elde ettiklerin, yaşadıkların hepsini hayranlıkla dinliyorum ve biliyorum ki, ne olursa olsun sen adamı yarı yolda bırakmazsın gerçek bir dostsun kardeşim :) beni soktuğun ortamlar taksım geceleri sırf ben tavşan gibi oliyim diye kalıp şeklinde uyuyo numaraları yapman saatlerce hepsi emin ol ki, bir yere yazılıyor ve ilerde mutlaka karşılığı olucaktır. Şimdiden ufak ufak ödemeye çalışıyorum kendimce belkide ödeyemiyorumdur ama hakkaten hakkın ödenmez asla hele benim üstümde ki sadece benimde değil herkesin üstünde mutlaka bir hakkın vardır ama bende ki yerini asla pas geçemem çocuklarıma anlatabiliceğim ve örnek verebiliceğim bir karaktersin buraya lise yıllığı gibi umarım dostluğumuz hiç bozulmaz demiycem çünkü ben eminim ki sen beni, ben seni çok iyi tanıyorum ve o yüzden bozulmaz :P umarım hayatta çok iyi yerde olursun kardeşim :) ( hani sen ol da bizide yanına alırsın ):) sevildiğini bil morukçum başka lafa gerek yok !!! :)
Asker çocuğu olmanın faydasını işte şimdi daha net anlıyorum.
Çünkü aynı kaderin evlatları olduk ve aynı yerdeydik aynı zamanda
biz hiç uğraşmadık kader bizi topladı ve anladı ki bizden gerçek birer kardeş olur.
O yüzden biz yolumuzda ilerlerken sürekli önümüze güzel yerler ve anılar çıkardı.
e ikimiz de yol yordam bilince anladık birbirimizin içindekini ve sorgusuz sualsiz
bekledik birbirimizi o istanbul üniversitesinin bahçesinde..
işte biz orda başladık hayata seninle, hayatımızı paylaşmaya acısıyla tatlısıyla
her daim, her zaman iyi gününde kötü gününde ve hatta hastalıkta ve sağlıkta
and içtik birbirimize karşı gönülden kardeşimin yanında olucam son nefesime kadar dedik ve aradan tam olarak rakam veremsemde saat gün olarak, 8 sene geçti CAN'lı geçen 8 sene sürekli bir crank durumu olsada veya die hard hiç bir zaman "nabıcaz lan şimdi " demeden direk çözümler üretmeye başlardık ankaraya geldiğim günlerde bana kol kanat açıp yemeğini içkisini suyunu tostunu yatağını benimle paylaştın (farklı yataklardı yani:) ) telefon konuşmaları beraber telefonda tarkan filmlerini izlemeleriz her ne kadar gülsekte o eksikliği hep hissettik ama birbirimize çaktırmadık, çünkü kader lan bu boktan durum dedik geçiştirdik şimdi gene uzağız ama aslında çok yakınız birbirimize belki her gün görüşemiyoruz ama görüştük mü aylık konuşuyoruz seninle beraber belgesel izlemeyi bile özledim adaşım kardeşim esas ben seni özledim seni muhabbetini ortamını geyiklerini dertlerini jandarmadaki gibi oturup gelen E.amcalarla geçilen tşkları özledim ıstanbula geldğimden beri herşeyi özler hale geldim zaten neyse ÖPÜYORUM SENI CAN KARDESIM KRAL KARDESIM....